Mehmet Ördekçi'nin blogu

Özünde iyi bir blog…

Koğuş arkadaşım İsmail Beşikçi

İlk olarak Agos gazetesinin kitap eki Agos Kirk’in 32′nci (Haziran 2011) sayısında yayınlanmıştır.

İletişim Yayınları aslında çok geç kalınmış bir görevi üstlenerek sosyolog İsmail Beşikçi için bir kitap hazırladı. Kitabın adı da İsmail Beşikçi. Derleyenler olarak Barış Ünlü ve Ozan Değer’in imzasını taşıyan büyük boy 616 sayfalık kitapta çoğu tanıdık onlarca ismin Hoca hakkında yazdıkları bir araya getirilmiş. Kitabın cüssesi korkutmasın, kolay okunan ve dahası mutlaka okunması gereken bir kitap ortaya çıkmış. Yazının devamını oku »

Toprağa “vatan” denmeli ki, uğrunda ölen çıksın!(*)


İlk olarak Agos gazetesinin kitap eki Agos Kirk’in 32′nci (Haziran 2011) sayısında yayınlanmıştır.

Bu ülkenin mürekkep yalamışları arasında bile zorunlu askerliğin silahla, bombayla ilgili bir şey olduğunu düşünenler hâlâ çoğunlukta. Hal böyleyken “ideoloji” denince hayatın çoğunlukla gençlik döneminde büyüsüne kapılınan birtakım düşünce sistemlerinin anlaşılması da çok normal. Oysa eğitim başta olmak üzere içinde devlet parmağı bulunan herhangi bir biçimlendirme, formatlama faaliyetinde ideolojinin dışında pek az şey var. Erkeklere askerlik yaptırmak ve kadınlara onların yolunu gözletmek -ve bunların normal, doğal, rasyonel durumlar olduğunu varsay(dır)mak- da toplumun endoktrinasyonunda önemli unsurlardan biri. Yazının devamını oku »

kahramanmaraş’ta 4 kardeşin asılı olarak bulunması (2 entry)

sadece babanın trajedisine üzüldüğüm olay.

annesi öldü diye intiharı düşünebilen/düşünebilecek diğer yetişkin insanlar da fazla oyalanmadan lütfen aramızdan ayrılsınlar. Yazının devamını oku »

eti bıçakla kesmeyin dişlerinizle kemirerek yiyin

zannedersem tek eksiğimiz… evet buydu. gerçekten, eti nasıl yiyeceğimiz konusunda ilahî bağlantısı olan bir kılavuza ihtiyacımız vardı.

yiyemiyorduk.

ne zaman önümüze et gelse nasıl yiyeceğimiz** konusunda kararsızlığa kapılıyorduk. Yazının devamını oku »

sarkis seropyan

bir çınar. birkaç günden beri artık 75′lik bir çınar. “bizim” hrant’ın arkadaşı. ermeni milliyetinden bir anadolu bilgesi.

1935′te doğmuş sarkis amca. iki yaşındayken babasını kaybetmiş, babasız büyümüş. ekonomik güçleri yetmemiş, ortaokuldan sonra öğrenciliği bırakıp çalışmaya başlamış. esasen buzdolapçı. elinde tornavida, pense filan. ama insanın içinde varsa bir şey, kalmıyor orada, er geç çıkıyor: buzdolapçı sarkis okuyor, yazıyor, düşünüyor; gazeteci oluyor, 60′ından sonra gazete çıkarıyor; kitap çeviriyor, kitap yazıyor. ve bu ülkede düşünce üreten, sorunları dile getiren, çözüm öneren insanların yazgısından o da kaçamıyor, 75′ine yaklaşırken agos‘taki bir yazıdan bir yıllık hapis cezası da alıyor. Yazının devamını oku »

bedri baykam

her iki taraftan da altında derin parmak arayanların çıktığını gördüğümüz bir saldırıya maruz kalmış kişi. muhtemelen istanbul’da yaşayanlar olarak her birimizin her gün uğrayabileceği bir saldırı olduğu anlaşılacaktır.

güncel adı ergenekon olan kontrgerillanın gündemi ve kitle psikolojisini manipüle etmek için kendi tarafında yer alan insanları da öldürebildiği hem görülmüştür, hem de teorisinde zaten vardır. genelkurmayca 1960′larda türkçeye çevirtilmiş “hizmete özel” kitaplardan okuduk, sallamıyoruz. uğur mumcu gibi pek çok aydınlanmamış suikast kontgerilla işidir. bu suikastlerin bir kişiyi “ortadan kaldırma”yı aşan, hatta asıl derdi o olmayan amaçları vardır. Yazının devamını oku »

doğu perinçek (2 entry)

kendisi kırk yılı aşan siyasî macerasında savunduğu çelişkili fikirleri ister alfabetik ister kronolojik sırayla alt alta yazsanız başınız dönmeden okuyamayacağınız biriyken başkalarına en çok yönelttiği suçlamanın “dönek” olması ayrı bir çelişki oluşturan ergenekon tutuklusu.

demek ki illegal partiden legal partiye, silahlı mücadeleden parlamenter yola, oradan pkk megafonluğuna, oradan da nasyonal sosyalizme geçip, kızıl bayraktan türk bayrağına, stalin posterlerinden atatürk posterlerine atlayıp, darbe mağdurluğundan darbe tezgâhçılığına sıçrayıp, en bi özet haliyle söke dağlarında silahlı külahlı kır gerillası romantizminden silivri cezaevinde ergenekon terör örgütü zanlısı olmaya varıp yine de asla dönmemiş olmak için elinde marjinal de olsa bir örgüt, emrinde de itaatkâr bir cemaat bulunması gerekiyor. Yazının devamını oku »

serdar kaya

dinsel inancı olup olmaması bir yana, ilgi ve bilgi alanındaki konularda bir şeyi “allahın işleri işte” (ve benzeri) diye açıklamaya mecbur kalmayacak kadar donanımlı bir akademik kişidir. öyle olmasa zaten amerika’ya master, sonrasında kanada’ya doktora için gideceğine başka (ve daha az zahmetli) bir yol çizebilirdi kendisine, çizmemiş. yoğunluktan sözlüğe bile göz ucuyla bakabiliyormuş. acıdım yeminlen.

birkaç hafta önce türkiye’deydi, tanıştım kendisiyle. Yazının devamını oku »

osman pamukoğlu (3 entry)

daha fazla programa çıkıp daha fazla konuşmasını istediğim asker-siyasetçi. biz ne desek inanmayacak olanlar için bir fenomenin kendi ağzından portresini çiziyor neg’zel. eh ortam da en azından şimdilik böylelerinin iktidara yürüyebileceği bir ortam değil. bırakınız konuşsunlar, bırakınız teşhir olsunlar. toplumda elbette bir karşılıkları, toplayabilecekleri bir oy var; bırakınız aralarında paylaşsınlar. Yazının devamını oku »

coşkun büktel

bütün dünyanın kendisine karşı birleştiği abi. ben önceden, internetsiz dönemde de okurdum uğradığı haksızlıklara karşı feryatlarını. hatta adını ilk 1991-1992 gibi insancıl dergisindeki bir yazısıyla duymuştum bak, onu da hatırlarım. insancıl’ı çıkaran cengiz gündoğdu da bunun az (çok az ama) daha ılımlı modeliydi.(*) sonra ne oldu, anlaşabildiler mi bilmiyorum. deli deliyi görünce çomağını saklamaya devam etti mi merak ediyorum. insancıl’daki o ilk yazının içeriği de aynıydı tabii. çok haksızlık ediliyordu coşkun abiye.

sonra kodese girdim. coşkun abisiz bir on yıldan sonra çıktım. çıktığımda benim oraya girdiğim yıl türkiye’ye gelen ve tabii benim ilk kez göreceğim internetin onuncu yılı kutlanıyordu. Yazının devamını oku »

işgalci tc kıbrıs’tan defol (2 entry)

öncelikle, “rum bayrağı” denilen bayrak sanırım kıbrıs bayrağı. kktc’yi aşağı bantulular bile bağımsız devlet olarak tanımadığı için yeryüzünde kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti diye bir devlet yok, üzgünüm. vaktiyle rauf denktaş‘ın arabasında da aynı bayrak vardı. kıbrıs türk federe devleti lideri ve aynı zamanda kıbrıs cumhuriyeti cumhurbaşkanı yardımcısı iken. sonra “küçük olsun benim olsun, anavatanın da avucunun içinde olsun” dedi. o bayrak dünyada rumu ve türküyle kıbrıs’ı temsil eder. yine aynı dünya, türklerin yoğun olduğu kesimde tc’nin işgalci olduğuna inanır. doğru-yanlış, haklı-haksız demiyorum bak; az o milliyetçilik çukurundan çık, geniş bakmaya çalış diye söylüyorum. Yazının devamını oku »

hayata dönüş operasyonu

kardeşimin de kurbanları arasında olduğu katliam.

(bkz: murat ördekçi) (bkz: mahmut murat ördekçi)

bundan on yıl önce, bu ülkede, askerin içinde bulunduğu herhangi bir olayda sivillerin belirleyici olabileceğini sanan sığ görüşler yüzünden uğramadığım başlık bu. oysa sanırım sözlük yazarları arasında bu operasyondan bu kadar dolaysız etkilenen tek kişiyim. Yazının devamını oku »

mistaki

sözlükten önce de tanıdığım ve fekat sözlük yazarı olduğunu sürpriz “hoşgeldin”iyle öğrendiğim bizim bi arkadaş. sözlüğün az ve öz yazanlarından.

söz konusu hoşgeldin mesajı milattan sonra nisan 2009′a tarihlendiğine göre bu başlığa yeni yazıyor olmam da benim ayıbım olsun. geçen yaz için planladığım evropa gezisini işsiz kaldığım için iptal etmese idim gezinin bir ayağında evinde konaklayacaktım halbuse.

bir yanı hep çocuk saflığında kalmış gibi duran, içiyle dışıyla güzel kadın. kızları ondan bile güzel, düşünün artık. allah mutluluklarını daim etsin. Yazının devamını oku »

bana bunu yapmayacaktı

bir psikopat klişesi.

hapishanede tanıdığım, ağzından tekerleme gibi bu laf eksik olmayan, psikopati ile kuvvetli bir egonun bir arada yer aldığı bazı bünyeler bunca zamandan sonra her hatırlayışımda beni hâlâ öfkelendirir. demek sana bunu yapmamalıydı… peki sen kimsin? göt! kimsin lan sen ki başkasına yapabilir de sana yapmaması gerekiyordu? kimsin, kim! iç aynanda kendini ne olarak görüyorsun?

bu tipler kesinlikle cahil, genellikle aptaldır. yakalanması da zaten büyük ölçüde kendi aptallığından olmuştur. ama hep suçu başkasında arama, hep bir haksızlığa ve ihanete uğramışlık duygusu, hep bir düşmanlık, kin, öfke. günü gelince, “şuradan bir çıkınca” alınacak bir intikam. Yazının devamını oku »

ahmet şık (4 entry)

üveit atağı geçiriyorum. yani bir süreliğine önemli ölçüde körüm. evin içinde güneş gözlüğüyle yaşıyorum. ekranı iyice karartılmış bile olsa bilgisayar dahil herhangi bir ışık kaynağına bakamıyorum. tamamen kör olmamak için gözümün altından iğneler yemem gerekiyor.

peki bu halimle niye buradayım? bok mu var sözlükte?

dayanamadım, duramadım, kendimi engelleyemedim ve şunları yazmaya geldim: Yazının devamını oku »

nur banu molla

favori haber spikerim. türkçe telaffuz kılavuzu gibi kadın. “is-tii-faa-sı”, “ev-raakı”… filan.

power fm’de şimdi. sabah 6-7-8-9 saat başı haberlerini ondan alıyoruz. Yazının devamını oku »

ersin kalkan (4 entry)

medyadan takip ettiğimiz bizim bi arkadaş. geçen yılın başlarında agos‘a verdiği hrant dink suikasti konulu bir söyleşisinden dolayı geçen yaz 13 yıllık gazetesi hürriyet’ten atılmıştı. kitap filan yazdı işte, boş durmadı gene. şimdi aktif gazeteciliğe bu kez bir tv kanalında dönüyormuş. atv’nin yeni haber kanalı a haber‘de editörlük ve özel haber muhabirliği yapacakmış. hürriyet’te yaptığı işleri yani. Yazının devamını oku »

Çalıntı çeviriye hayır!

Çeviribilim dergisinin Mart-Nisan 2011 sayısının "poster" ilavesi. Yayınevi adını okuyamayanlar için: İntihal Yayınevi

semensima

ikimizin de çok çalışması gerekiyor çok. görüşemez olduk.

(hemen bi arkadaşı tanımlayıp çıkıcam:)
kompakt bilgi küpü. hayır öğreniyor öğreniyor doymuyor; yarın 40′ına gelmeden her şeyi öğrenmiş olursa ondan sonra ölene kadar sıkılmayacak mı bu dünyada? ben onun iyiliğini düşünüyorum yani. neyse. herhalde felsefe tarihini baştan filan alır, birkaç yılı daha kurtarır. sonrası allah kerim. belki yetkili makamlar yeni bilgiler ve teoriler yayınlar filan, kurtulur çocuk. Yazının devamını oku »

murat çiçek

birkaç hafta önce kanal 24 haber müdürlüğüne getirilmiş haberci.

eğitimi medya ile ilgisi olmayan bir alanda olmasına rağmen daha öğrenciyken başladığı televizyonculuk pratiği içinde kendi kendisini yetiştirip iyi noktalara gelmiştir. tgrt’de haber daire başkan yardımcılığı, star televizyonunda gene haber merkezinde bir şeyler bir şeyler ve ayrıca bir sabah programı (gazete filan okuyorlardı, haber veriyorlardı, konuk ağırlıyorlardı bir hanımefendi ile) ve son olarak da 24′te editörlük/spikerlik yaptı.

bunlara ekleyebileceğim üç nokta daha var: Yazının devamını oku »

gülsüme zübeyde abir

ana kuzusu. nicelerinden biri. bir ceylan. başka bir ceylan.* yeryüzünün bütün bayraklarının toplamından, bütün vatanlardan, bütün devrimlerden, bütün ulusal kurtuluş bilmem nelerinden, kurulmuş ve kurulacak bütün devletlerden, kurulmuş ve kurulacak bütün devletlerin bütün resmî dairelerine asılacak bütün lider resimlerinden, bütün bokizmlerden, bütün püsürizmlerden, bütün bokizm-püsürizmlerden, hatta bunların ayrı ayrı toplamlarının da toplamından daha değerli bir insan yavrusu. kendi bilincine varamamış, varlığını fark edecek yaşa gelemeden karartılmış bir mikro kâinat. Yazının devamını oku »

serap eser

mezarları onlarca yıl önce ulu führer’in belirlediği gerzek bir inkâr politikasıyla kazılmaya başlanmış onbinlerce (*) terör kurbanından biri. en ilgisizlerinden, en masumlarından biri. Yazının devamını oku »

türk anlamına gelmeyen türk kelimesi (2 entry)

pkk ortaya çıkana, hatta belirli bir seviyeye gelene kadar duymadığımız, onyıllar boyu nerelerde olduğunu merak ettiğimiz seçme saçma. pkk öncesini bilmeyip bunu da ilk defa duyanların fikir zannettiği zırva.

sen onca yıl türküz türküz, şöyleyiz böyleyiz, orta asya’dan geldik, viyana kapılarına dayandık diye kafa sik afedersin, sonra kürtler kürtlük bilincine varınca “yav zaten biz ne mutlu türküm derken yani türk anlamında demiyoz ki yani. kürtler ve öbürleri de dahil yani. o anlamda türk yani…” diye evele gevele.

bir ırk adı ki başka bir ırkı da kapsıyor ve çok temiz niyetli. e madem öyle türkiyelilik olsun çatı diyorsun ona bile razı olmuyor uyanık ırkçı. bizi kandıracak. Yazının devamını oku »

anlaşılmayan bir dilde konuşan türk

tutarlı bir kemalistin sözlüğünde -afedersiniz- kürt’ün tanımı. kürtçenin tanımını da içeriyor.

hakkaten büyük adammış. hayat hep onu doğruladı. doğrulamaya da devam ediyor. o kartallardan daha uzak görüşlü, evrensel ölçekte bir dahiymiş. kimin aklına gelir yani kürt sorununu “bi dakka lan… bunlar türk diyelim olm biz en iyisi. valla. kürt olmazsa kürt meselesi de olmaz. di mi? nas’fikir?” diye çözmek. Yazının devamını oku »

koenagadol

2011′de yazmaya başlayacağım kitaba ortak yazar olma teklifimi kabul etmeyen biarkadaş. ben de tenzil-i rütbe ile kendisini ibranice danışmanlığıma tayin ettim. buradan tebliğ ediyorum.

ben şöhret basamaklarını adım adım çıkarken, kimbilir belki kaset plak teklifleri bile alırken, o önsözde adını anarak dile getireceğim bir teşekkürle yetinecek. yazık. insan üzülüyor bir yandan. Yazının devamını oku »

murat utkucu

siyasal’dan, eski günlerden arkadaşım. izmir’de yaşıyor. yirmi yıl görüşmedik, haberleşmedik. sonra geçen sene rastlantılar, ortak arkadaşlar derken yeniden irtibat kurmuş olduk. daha yüz yüze görüşmüş değiliz ama telefon ve yazılarla iletişimimiz sürüyor. Yazının devamını oku »

ismail nacar

“ben ben ben ben ben ben ben ben…” diyebilme konusunda yalçın küçük‘ün bile eline su dökemeyeceği egotist kişi.

“yazar” olduğunu yerli yersiz vurgular. çok kanallı dönem başladığından beri tartışma programlarında ateşli tartışmaların içinde görürüz kendisini. “islamcı yazar” titrini kullanır. kendisine böyle dedirtir. ekranda göründüğünde adının altında böyle yazar. onun rızası hilafına bunun yapılması mümkün değildir. kendisi süreli bir yayında yazmaz, hiçbir islamcı yayın ona yazdırmaz zaten. başka bir yerde de yazısına hiç rastlamadım. ulan kitap mı yazmış bu adam diye millî kütüphane kayıtlarına baktım. Yazının devamını oku »

17 aralık 2010 genelkurmay basın açıklaması

sırf genelkurmay tarafından yazıldığı için karşı olduğum bildiridir; doğruya doğru… da bunun nesi yanlış?

evvelsi gün namaz kur’an, dün solculuk, bu sabah kürtlük-türklük, sonra başörtüsü, ve şimdi de anadil; bu konularda herşeyin en doğrusunu genelkurmay mı biliyor? niye? onlar çoban, yüce türk milleti davar mıdır? ülkenin yararına-zararına olanın ne olduğunu yüce türk milletinin bağrından çıkmış bunca bilim adamı, siyasetçi, yazar-çizer bilmeyecek, 13 yaşında girdiği askerî okul-askerî birlik-askerî lojman çemberinde ömrü geçmiş, toplumla ve “normal” insanlarla bağı kalmamış, meslekî deformasyon kurbanı birtakım adamlar bilecek öyle mi? Yazının devamını oku »

hayat kadınına aşık olmak

özgüven sorunu yaşayan erkeklerin hayal dünyalarında geniş yer kaplayan durum. derununda, o kadının nasılsa böyle bir “büyüklüğü” reddetmeyeceği ve kahramanımızın kollarına koşmakla kalmayıp sadakatle ona bağlanacağı inancı yatar. bu inancı bütünleyen inanç, hayat kadınlarının tümünün o işe zorla sokulduğu, zorla çalıştırıldığı inancıdır.

(mehmet ordekci, 11.12.2010 11:01)

nasılsa hapiste şişlerler bunu

hapishanelerde, ya da belki hapishanelerin çoğunda, tecavüzden yatan tutuklu ve hükümlülerin diğerlerinin bir isyan durumunda bile kolayca ulaşamayacağı ayrı bir bölümde tutulmalarının sebebi olan mantık. bu koğuşlarda kalan mahkûmlardan birkaçıyla tesadüfî (hastaneye, mahkemeye filan götürülüp getirilirken) karşılaşmalarımda onların da kendi aralarında suçları bir hiyerarşiye tabi tuttuklarına şahit oldum. Yazının devamını oku »

rachel corrie

benim için özgeciliğin, kendi kabuğunda yaşayan bir böcek ol(a)mamanın simgelerinden biri. 2003′te, ben afyon cezaevindeyken ve çıkmama 40 gün kalmışken katledildi. “bundan sonraki hayatım”la ilgili iç hesaplaşmaların doruk noktasında.

sık sık hatırlarım rachel’ı. sevgi ve hüzünle. ama bu sabah yeni şafak’ta gördüğüm bir haberle, gülümseyerek hatırladım. Yazının devamını oku »

pkk’lı kadınların cinsel hayatı (2 entry)

yoktur. ama dışarıdan, uzaktan, buralardan merak edeni çoktur. bazen bu merak hayal gücünü tetikler. tetiklenen hayal gücü hayal sıçmaya başlar. Yazının devamını oku »

ahmet türk (3 entry)

ilk olarak 1988′de öğrenci temsilcileri olarak meclise gittiğimizde o zamanki shp’nin “sol kanat” milletvekili olarak tanıştığım, yıllar sonra ise ankara merkez kapalı cezaevinde karşılaştığım kürt siyasetçi.

diğer dep’li milletvekilleriyle birlikte ayrı bir koğuşta kaldıkları için “hapishane arkadaşım” diyemem, ama vekillerle zaman zaman görüştüğümüz ve bir keresinde de aynı araçta sadece ahmet türk’le ikimiz adliyeye götürülüp orada da gün boyu aynı nezarette kaldığımız için kendisini ankara cezaevinden bilirim diyebilirim. hatta verdiği bir akılla şimdiki 301′in babası olan o zamanki tck 159′dan açılan bir davadan yırtmamı sağlamıştı sağolsun. yoksa bir yıl fazla yatacaktım. polislere hakaret etmiştim ve geri adım atmak istemiyordum. bana dedi ki “tamam geri adım atma, ama tüm polisleri değil sadece sana işkence yapanları kastettiğini söyle, işkence gördüğünü belgeleyen adli tıp raporunu da mahkemeye sun.” öyle yaptım, beraat ettim. on yıl yatacağım kesindi. bir yıl devede kulak gibi geliyordu, umursamıyordum. Yazının devamını oku »

osmanlıca bilmeyen entelektüel değildir

ilk murat bardakçı‘dan duysam tepkisel olarak itiraz edebilirdim ama bu benim de çok önceden kani olduğum bir hakikattir efendim. beni ciddiye almazsınız tabii ama rahmetli attila ilhan da bu görüşteydi. üstelik o entelektüellik şartı da aramaz, liselerde osmanlıca öğretilmesi gerektiğini savunurdu. ve osmanlıca öğrenmek de zannedildiği kadar zor değildir. “eski harfler çok zordu, çocuklar öğrenemiyordu, falaka vardı, atatürk geldi düşmanı yendi” hikâyelerine inanmayın. her yeni rejim kendini benimsetmek için tonla palavraya, iftiraya, bunlardan daha fazla da abartıya başvurur. bunlara hâlâ inanıyorsanız değil osmanlıca ne bilirseniz bilin entelektüel sayılamazsınız zaten. Yazının devamını oku »

alp ata akçayöz

19 aralık 2000 günü 20 kadar cezaevinde jandarma tarafından başlatılan “hayata dönüş operasyonu” kod adlı katliamların ümraniye cezaevinde yardım yataklıktan yatmakta olan kurbanı.

genç eşi ve küçük çocuğunun yanı sıra emekli savcı babası kemal akçayöz ve emekli öğretmen annesi günay akçayöz’ü de müebbet acılara boğma pahasına kutsal devlete kurban edilmiştir. ailesinin açtığı dava, aynı katliamların bayrampaşa ayağında katledilen kardeşim murat ördekçi (ayrıca bkz: mahmut murat ördekçi) için bizim açtığımız davadan sonra, karara bağlanan ikinci dava olmuş ve t.c. yargısı alp ata’nın geride bıraktıklarına tazminat ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Yazının devamını oku »

elif tunca (2 entry)

ne yazık ki epey bir süredir zaman gazetesinin ya da başka bir gazetenin sinema neferi olmayan arkadaşımdır. buna rağmen ve bu kadar aradan sonra radikal gazetesi sinema yazarı uğur vardan‘ın medyatava‘da dün yayınlanan söyleşisinde (söyleşen: sayım çınar) kendisinden övgüyle söz etmesinden de anlaşılabileceği gibi sinema neferliğini o bıraksa (ki yok öyle bir şey) sinema neferliği onu bırakacak gibi değildir. Yazının devamını oku »

Asker Bi’şey Yapsın Artık!*

Bu ilk yazıma “iyimser bir başlangıç” başlığını koyup son birkaç yılda yoğunlaşan siyasal hengâmeden kaygı ve karamsarlık değil umut ve iyimserlik devşirmemiz gerektiğini anlatacaktım. Böyle bir operasyon ve dava hiç olmasaydı bile, şu anda Ergenekon davasından yargılanan resmî ve gayriresmî (“sivil” demeye dilim varmadı) zevatın kırk yılın faşisti oldukları halde neden son yıllarda iyiden iyiye kudurduklarını kendimize sorup bu soruyu “çünkü bir şeyler ellerinden kayıp gidiyor” diye cevaplayarak umudumuzu temellendirebileceğimizi savunacaktım.
Yazının devamını oku »

“Mecliste Arbede”den “Kürt Açılımı”na: 20 Yıl Önce, 20 Yıl Sonra*

“Mehmet Ali Eren” adına Ekşi Sözlük’te açılmış bir başlık olmadığını görmek, ilk şaşkınlığımdı. Aynı adı Google’da arattığımda şaşkınlığım daha da büyüdü. Benim hafızam mı yanılgıda acaba, hatırladığım o olay sadece bende mi fazla iz bırakmış, diye kendimi sorgulamak zorunda kaldım…

Yazının devamını oku »

mosuo

arjantinli gazeteci ricardo coler’in kitabından aktarılanlardan özellikle “erkekler daha az çalışıyor ve bütün gün arkadaşlarıyla oturuyorlar. her gece başka bir kadınla beraber olabiliyorlar. kadınlar parayı da yönettiği için, erkeklerin o alanda bir sorumluluğu yok. ataerkil toplumlarda biz erkekler çok daha fazla çalışıyoruz, üstüne üstlük ev işlerine de yardım etmemiz gerekiyor. mosuo’da erkeklerin ev işleriyle ilgilenmesine de hiç gerek yok!” satırlarını okuduktan sonra “cennet çin’deymiş lan!” dememe ve gelecek planlarımı gözden geçirmeme neden olan olan coğrafya parçası. çin’e iltica eden az sayıdaki insandan biri olarak tarihe geçmem de cabası olacak…

(mehmet ordekci, 30.05.2009 00:55)

hasan cemal

karayılan’a nasıl ulaşabildiği lüzumsuz meraklara ve “devlet neden ulaşamıyor o zaman” türünden yersiz sorulara yol açmış yazardır.

ilki için şu denebilir: sen yazdıkları ciddiye alınan bir gazeteci ol ve karayılan’a* ulaşmak iste, sen de ulaşırsın. pkk mars’ta değil ki. hasan cemal elinde gazeteden kesilmiş bir fotoğrafla, bakkala muhtara sora sora bulmuyor ya karayılan’ı. avrupa’da ya da kuzey ırak’ta, hatta belki türkiye’de yasal olarak ortalarda dolaşan birilerine talebini iletiyor, o talep dolaylı/dolambaçlı yollardan karayılan’a ulaşıyor, karayılan da görüşmeyi kabul edip ulaşım kanallarını hasan cemal’e açıyor. böyle oluyor. o kanallar bir suikastçiyi oraya taşımaz. Yazının devamını oku »

ulucanlar katliamı

bir şekilde elime geçmiş bir dosyada kurbanlarının otopsi masalarında çekilmiş fotoğrafları otopsi raporlarına ekli olarak bulunan katliam. daha önce ben de o cezaevinde yattım. şimdi o katliamın öncesini konuşsak belki de insancıl duygularla ya da idealist düşüncelerle buraya yazan bir çok arkadaşın kafası karışır. ama konu bu değil. konu o fotoğraflar. içlerinde günahım kadar sevmediğim kişiler de bulunan bu cesetlere bakarken, ki zaten bir kere bakabildim ve bir daha açmadım, bu devlet kimlere maaş ödüyor, bu devlet kimler tarafından korunuyor diye isyan etmemem, olağan koşullarda bunu yapan bir de darbe olsa neler yapar diye düşünüp ürpermemem mümkün değildi. Yazının devamını oku »

Bize Mâna Gerek, Dâva Gerekmez!

İlk olarak Varlık dergisinin Nisan 2008 sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye’ye ne olumlu ne de olumsuz anlamda büyük özgünlükler atfeden biri değilimdir, ama bu kadarının da her ülke için geçerli olduğunu sanmam: Basit bir kelime tercihi tartışması, siyasal eğilimler haritamızın bütün unsurlarını bütün zaaflarıyla gözlemleyebileceğimiz bir temsil değeri taşıyabiliyor. “Kelime tercihi” yerine “sözcük seçimi” demek mesela, bu tercih ya da seçimi dil dışı ölçütlere dayanarak yapmış çevirmen ya da okurların gözünde iyi çevirmen ya da kötü çevirmen sayılmaya yol açabiliyor. Yazının devamını oku »

Sonsuzluğa Dalan Arkeolog

derKi’de yayınlanan son yazım. Aralık 2007′deki 25. sayıdan…

Tembel değilim ben. Ama bazen kendime de öyle göründüğüme göre herhalde dışarıdan tembel görünüyorum. Çok uyumam, kahveci Cengiz’in her karşılaşmamızda tekrarlanan ısrarlı davetlerine rağmen kahveye gitmem, boş oturmayı sevmem, televizyon karşısında pineklemem, bilgisayarı oyun oynamak için, interneti eğlenmek ya da sevgili aramak için kullanmam… Hep bir şeylerle uğraşırım, ama ortaya çok az “sonuç” çıkar. Bunun sanırım en önemli nedenini bugün fark ettim. Tamam, şu aralar kötü günler geçiriyorum, yıllardan sonra geçici olarak bir buçuk ay sigara bile içtim teselli olsun diye; ama yine boş durmuyorum ki. Durmuyorum da, niye yapmam gereken yığınla birikmiş iş dururken, hatta daha öncelikli kitap projelerim de varken ben kim bilir ne zaman yazmaya başlayacağım müstakbel ve hatta muhayyel bir kitabıma malzeme depolamak için yarım günümü harcadım bugün? Mühürlenmiş gibi aylardır bir kere açmadığım binlerce klasör bilgisayarımda mahzun mahzun beklerken, onlara belki yıllarca açmayacağım bir yenisini neden ekledim? Belki “gizli tembellik” diye de bir şey var…
Yazının devamını oku »

Yinee de Şahlaanıyoor Aaman!

İlk olarak 4 Kasım 2007 günkü Radikal İki’de (Radikal gazetesi pazar eki) yayınlanmıştır.

Göstergebilimin (semiyoloji) kurucu babalarından Roland Barthes, bundan otuz yıl önce, Collège de France’a kabulü dolayısıyla yaptığı ünlü konuşmasında “faşizm, söylemeyi yasaklamak değil, söylemeye zorlamaktır” der; ya da bizdeki sivil faşist ideolojinin kurucu babalarından Nihal Atsız’ın solcu oğlu Yağmur Atsız’ın uyaklı çevirisiyle “söyleme memnuiyeti değil, söyleme mecburiyeti…”
Yazının devamını oku »

Sigarayı Hatırlama Yazısı

Kasım 2007′de, derKi’nin 24. sayısında yayınlanmıştı…

Başka türlü baş edemeyeceğime inandığım bir üzüntüme eşlik etsin diye bir süredir yeniden sigara içiyorum. Daha önce içmediğim kadar. Günde iki paket. On gün daha içeceğim. En son, sabah iyi diye haberini aldığım kardeşimin ölümünü akşam televizyondan öğrendiğimde hastaneye götürülüp damardan zerk edilen ilaçların beni “kesmediğini” görünce başlamış, kırk gün sonra, önceden bırakacağımı söylediğim gün bırakmıştım. O da sigarasız baş edebileceğim bir üzüntü değildi. Bu kez de başaracağıma, kararlaştırdığım gün gelince bırakacağıma inanıyorum. Hatta onun kastettiği anlamı çarpıtarak, Mark Twain’in “sigarayı bırakmak sanıldığı gibi zor bir şey değildir. Ben kaç kere bıraktım” lafını da teminat gösterebilirim.
Yazının devamını oku »

Önümüzdeki Asıl Tehlike: Cezayir Olmak!

AKP’nin bütün aleyhte çabalara rağmen ezici bir başarıyla çıktığı 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin ardından yazdığım ve derKi’nin başlığını “Ya Cezayir olursak?” şeklinde değiştirerek yayınladığı yazım…

22 Temmuz günü Türkiye bir seçim yaşadı. AKP’nin oyu yüzde 12 oranında artış gösterdi. 53 yıl sonra ilk kez bir iktidar partisi sandıktan oyunu arttırarak çıktı. AKP yüzünden laikliğin tehlikede olduğu iddiaları meydanları inletse de “gerçek hayat”ta yankı bulmadı. Daha temel kaygılarla tıka basa dolu hayatlarında laiklik kaygısına yer ayıramayan alt sınıflar ve istese bu kaygıya yer bulabilecek olup da laikliğe aykırı uygulamalardan kaygılanmak için yeterli dayanak göremeyenler korku politikalarından etkilenmedi. Yüzde 47’si AKP’ye oy verdi. Cumhuriyet Halk Partisi ise, DSP, SHP ve merhum İsmail Cem’in Yeni Türkiye hareketinin oylarını da bünyesinde toplamasına, her birinin kendi kitlesi bulunan bazı sağ politik figürleri de saflarına katmasına ve etkili kişi ve kurumlar tarafından seçmenlere işaret edilmesine rağmen oylarını sadece 1,4 puan arttırarak yüzde 20,8 oranında oy alabildi. Sonuçların yavaş yavaş belli olduğu saatlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, halkın oyunu “rasyonel” kullanmadığını açıkladı. Ekran karşısında, “biz bu ülkeyi ne güzel yönetirdik, ah bir de içinde halk olmasa” diye mırıldanıp güldüm.

Sonraki günlerde de sağda solda halkın ne kadar cahil, bilinçsiz, adi, şerefsiz olduğuna ilişkin pek çok mesaj okudum. Yazının devamını oku »

Fotoğraflardaki vahşi hayvanları bulunuz

İpuçları:
1) Hiçbir kedi spor olsun diye fare öldürmez.
2) Hiçbir tilki bir tavuğu baska tilkilere satmak için boğmaz.
3) Bir ayının yiyemeyeceği kadar armutu toplayıp stoklayarak başka ayıları aç bıraktığı görülmemiştir.

Bakalım bu fotoğraflardan hangisinde vahşi hayvanlar olduğunu görebilecek misiniz?

Yazının devamını oku »

Kedisiz Bir Adamın Kedili Tarihi

Mayıs 2007′de derKi’nin 22. sayısında yayınlanan yazım…

İnsan herhangi bir konuda önündeki iki seçenek arasında çok fazla bocalıyorsa, aklının elediği seçenekte kalmaması için ya ikisini birden seçmeli, ya da bu mümkün değilse ikisini de bırakıp üçüncü bir seçeneğe yönelmeli. derKi yazarlarından Şiyma Aksekili’nin kedisi Soumise, iki yazı konusu arasında seçim yapamadığım bir sırada karşıma çıktı. Hatıralar denizimin buzlu sularında geçmişe doğru bana yaptırdığı yolculuktan, kafamda üçüncü seçenekle döndüm!

Yazının devamını oku »

Murat Can’ın eli…

Birkaç yıl önceydi. Tarayıcı (scanner) adı verilen cihazın nasıl kullanıldığını ve optik karakter tanıma (OCR) denen işlemin nasıl yapıldığını öğrenmek için kendi kendime deneme-uygulama yapmaktaydım.

O zaman henüz okula başlamadığı için annesinin işte olduğu gündüz saatlerini beni canımdan bezdirerek değerlendirmekte olan yeğenim Murat Can, genellikle yaptığı gibi etrafımda dönüp duruyor, bilgisayarı ona bırakmam için dayıkalkoyunoynıycam dayıkalkoyunoynıycam dayıkalkoyunoynıycam dayıkalkoyunoynıycam diye bir ağaçkakan gibi beynimi oyuyordu.

Kendisi muhitimizde meraklılığıyla da bilinen bir çocuktur. Tarayıcı ile ilgilenmeye başlayınca sevindim, rahatladım. Sorular soruyor, bir yandan bunları cevaplıyorum bir yandan da işime devam ediyorum. Birden, “peki elimi koysam elim de çıkar mı?” dedi. Tarayıcının bunu yapıp yapamayacağını ben de bilmiyordum. Yukarıda, birlikte yaptığımız deneyin sonucunu görmektesiniz…

“Bir çocuğa çok öfkelendiyseniz sakinleşmek için onun ellerine bakın…” diye çevrilebilecek bir Çin atasözü hatırlıyorum. Belki Murat Can da bana “seni daha çooook kızdıracağım dayı. Ben hep yanında olamam, bari elimin görüntüsü sende sürekli bulunsun” demek istiyordu, bilemem. Ama büyürse gösteririm güleriz diye fotoğrafı saklıyordum. Kısmet bugüne, burayaymış!

Bu Cinayet Türklüğe Hakarettir!

Açık Radyo’nun yayınını keserek Hrant’ın vurulduğunu haber vermesinden birkaç saat sonra yazmaya başlayıp aynı akşam derKi’ye gönderdiğim ve ertesi gün (20 Ocak 2007) derKi’nin portal kısmında yayınlanan yazı…

Ataları bu topraklarda benim atalarımdan daha eski olan Malatyalı Hrant Dink, dört saatten beri artık bir ölü. Yine dört saatten beri, bu ölümün haberi televizyonlara düşer düşmez bloguma yazdığım gibi, ben bir Ermeniyim! Her yılın 19 Ocak günü de Ermeni olmaya karar verdim.
Yazının devamını oku »

Sonsuzluğa Açılan Koğuş

derKi’nin Ocak 2007 tarihli 22. sayısında yayınlanan, en otobiyografik yazım.

Hapishanedeki ilk gecemde, uyuyamamıştım. Çünkü orada olduğuma hâlâ inanamıyordum. Ama akıllara ilk gelecek nedenden değil. Yıllardır, üstelik dağda bayırda değil devletin başkentinde politik yeraltı faaliyeti yürüten biri olarak, o sırada koğuşta uyumakta olan elli küsur kişinin çoğuna göre geç bile düşmüştüm oraya. Ama sağ yakalanacağımı hiç düşünmemiştim ben, şaşkınlığım ondandı. Hep “devrim kavgasında ölümsüzleşenlerden” olacağımı zannetmiştim. Şimdi durum ne bilmiyorum, ama o zaman biz dinsel kaynaklı olduğu için “şehit” kelimesini kullanmayan tek sol örgüttük. Dinle, dinsel olan her şeyle sınırımızı çok kalın ve net çiziyorduk. O yüzden “devrim şehidi” de demiyor, tanrısız imanımız uğruna ölenlerden böyle “ölümsüzleşen, bu yolda düşen” gibi sözlerle bahsediyorduk.

Yazının devamını oku »

Sabetaycılar, Küçük Hoca ve ‘Usturuplu’ Faşizm

İlk olarak derKi’nin Kasım 2006 tarihli 18. sayısında, -değişiklik için benim de onayım alınarak- “Sabetaycılar ve Küçük Hoca” başlığıyla yayınlanmış, 12 yıllık bir aradan sonra yazmaya geri dönüş yazım.

Hayatımdan geçmiş en tipik megalomanın soyadının “Küçük” olması, ironisiz de yeterince tuhaf olan hayat hikâyemin sayısız ironilerinden biri…

Küçük Hoca’nın önce adı, yazıları ve kitaplarıyla, sonra kendisi, mavi Vosvos’u ve kırmızı atkısıyla 12 Eylül karanlığının henüz tam dağılmadığı yıllarda tanıştım. Yasal dergi ve kitapların bile “örgütsel doküman” sayılabildiği Olağanüstü Hal Bölgesi’nden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gelmiş, geldiği yerde gizli saklı okuduklarıyla kendini artık komünist olarak gören bir çocuktum. Ankara’da, ciğer dolabının kapağını açık bulmuş aç kedi heyecanıyla, ne bulsam okuyordum.

Yazının devamını oku »

Özensiz Çeviri Sağlıksız Okuyucu Doğuruyor

1995 yılında Ankara Merkez Kapalı 5. koğuşta yatarken yazdığım ve dönemin önemli kitap dergisi Kitap Gazetesi’nin Mayıs 1995 tarihli 44. sayısında, genel yayın yönetmeni Mustafa Karaca’nın o ayki editoryal yazı olarak kendi yazısından feragat ederek yayınladığı çeviri konulu bir yazım. Başlığı dergi koymuştu. Bir koğuş aramasında askerler yazının bulunduğu dergiyi de alıp gittikleri için en az on yıldır ben de görmüyordum bu yazımı. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde de bulamayınca, İstanbul’da bulamayacağıma, ancak Millî Kütüphane’de (Ankara) bulabileceğime karar vermiştim. Ama daha küçük bir kütüphanenin dergi arşivinde tesadüfen karşıma çıktı.

Şimdi bana çok naif geliyor yazdıklarım. Yer yer gülümseyerek okudum. Ama şikâyet kısımlarında değil o zaman, bugün için bile yanlış şeyler yazdığım söylenemez sanırım.

Not: Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği ÇEVBİR’in sitesini hazırlayan arkadaşlar yazımı resmî sitelerine koymak için izin istediklerine göre demek ki yazdıklarım hâlâ geçerliymiş. “Bugün kendisi de bir çevirmen ve çeviri editörü olan Mehmet Ördekçi’nin 1995 yılında Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde yatarken yazdığı ve Kitap Gazetesi dergisinin Mayıs 1995 sayısında yayınlanan yazısı. Başlık dergi tarafından konmuş…” şeklinde bir sunuşla tam 14 yıl sonra Çevirmenler Meslek Birliği ÇEVBİR’in sitesinde yeniden yayınlandı bu yazım…

(Giriş biraz uzun oldu, gözünüzü korkutmasın. Yazı kısa).

Yazının devamını oku »

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.