Mehmet Ördekçi'nin blogu

Özünde iyi bir blog…

Bu Cinayet Türklüğe Hakarettir!

Açık Radyo’nun yayınını keserek Hrant’ın vurulduğunu haber vermesinden birkaç saat sonra yazmaya başlayıp aynı akşam derKi’ye gönderdiğim ve ertesi gün (20 Ocak 2007) derKi’nin portal kısmında yayınlanan yazı…

Ataları bu topraklarda benim atalarımdan daha eski olan Malatyalı Hrant Dink, dört saatten beri artık bir ölü. Yine dört saatten beri, bu ölümün haberi televizyonlara düşer düşmez bloguma yazdığım gibi, ben bir Ermeniyim! Her yılın 19 Ocak günü de Ermeni olmaya karar verdim.
Düşmana dosttan daha fazla ihtiyacı olan, bu yüzden düşmanlarını ve düşmanlığı aslında dostlarından ve dostluktan daha çok seven, nefrete programlanmış kafaların gözleri aydın. Onu nihayet susturabildikleri için de, düşmanları daha da çoğalacağı için de gözleri aydın…
İlkel duyguları kamçılayarak sağlı sollu bu boş kafaları nefrete programlayanlar, lütfen dört saattir anlattıkları dış kaynaklı operasyon saçmalıklarını bir kenara bıraksın. Hrant eğer gerçekten “dış güçler” tarafından öldürüldüyse, sadece onlar ellerini çabuk tutmuşlardır, o kadar! Bir soran olsaydı, onu bir kaşık suda boğmaya hazır yirmi kişilik bir listeyi ben hemen sadece kendi çevremden çıkarabilirdim!
Ülkenin demokratikleşmesinden zarar göreceklerini, alıştıkları ayrıcalıkları demokratik bir Türkiye’de yitireceklerini bilenler; devletin tanrımız, babamız, varlık sebebimiz, bizim dışımızdaki ve üstümüzdeki kutsalımız değil de “sadece devlet” ve gerçekten tüm toplumun devleti olduğu demokratik bir Türkiye’ye kavuştuğumuzda kendilerinin artık ülkenin “sahibi” olamayacaklarını bilenler, Hrant Dink’i hedef tahtası haline getirdiler.
İdeal bir “vatan haini” oldu Hrant. Demokrasiden, insan haklarından söz edenlerin aslında “bizden” olmadıklarına ilişkin faşizan bakışın çerçevesine cuk oturuyordu: Ermeni olduğu yetmezmiş gibi bir de demokrat, ya da demokrat olduğu yetmezmiş gibi bir de Ermeniydi! Oysa bizim buralarda Ermeni dediğin… ne bileyim Kumkapı’da meyhaneci, Karaköy’de genelev patroniçesi, Kapalıçarşı’da kuyumcu… bilemedin Şişhane’de avizeci falan olurdu. Ataları dört bin yıldır burada da olsa, Türk vatandaşı da olsa, kendisine yurtsever de dese, “biz”im ülkemizi nasıl yönettiğimiz bir Ermeni’yi ne ilgilendirirdi ki. O ne de olsa resmî yazışmalarda bile kendilerinden “yabancı” diye söz edilebilen azınlıklardan birine mensuptu…
Kendisini “biz”e dâhil saydığı için, bu ülkenin bugünüyle ve geleceğiyle çok ilgili olduğu için, başına bunun gelebileceğini bildiği halde kendi kabuğuna çekilmeyi ya da ÜLKESİNDEN ayrılıp başka ülkeye yerleşmeyi gururuna yediremediği için, Malatyalı Hrant geleceğin Türkiyesinin bir şehidi olarak bu dünyadan göçtü. Tıpkı bugünümüzde payı olan Çanakkale şehidi gayrimüslimlerimiz gibi, o da geleceğin güzel Türkiyesinde pay sahibi… 
Kimsenin bu ülkeyi başkalarından daha fazla sevdiğini iddia etmeye hakkı yok. Ülke bize ait değil; irademiz dışında, biz ona aitiz. Bu ülkeye ait olan bizlerin de bu ülke üzerinde, burada insanca bir yaşam sürdürmekten başka bir hakkımız yok.
Şimdi olduğu gibi bilgimin, aklımın, mantığımın yüreğime söz geçiremediği zamanlarda, yine şimdi yaptığım gibi Türk ırkçılığının teorisyeni Nihal Atsız’ın vasiyetini okuyarak sakinleşirim ben:
“Yağmur, oğlum;
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir de resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol! Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlar, Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Zazalar, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler, Çingeneler iç düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı yardımcı olsun!”
Evet, bir yanlışlık yok. Bunu okur, tekrar okur, tekrar tekrar okur ve sakinleşirim ben. Eğer bu vasiyetin muhatabı olan Yağmur Atsız’ı tanımıyorsanız, onun büyüyüp –hem de babasının gözü önünde- solcu olduğunu bilmiyorsanız; “içerideki düşmanlarımız”dan Hrant Dink gibi onun da kimseyi doğmakla sahip olduğu aidiyetinden dolayı düşman görmediğini duymamışsanız; kırk senedir “yeni düşmanlarımız”dan Almanların ülkesinde yaşamakta olduğunu şimdi ilk benden öğreniyorsanız, beni anlamamanız normal. Ben bunları bildiğim için, “onların” güçlü göründüğü, bir alçaklığın elimi kolumu bağladığı böyle zamanlarda bu vasiyeti okuyarak insanın olduğu yerde ümidin de olacağına inancımı tazeliyorum. Hüseyin Nihal Atsız’ın oğlu bile babasının “Selam” şiirindeki “Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır/ Aranızda bulunacak güleç bir batır;/ Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri/ Atılarak hepinizden daha ileri/ Güldürecek babasının yanık ruhunu” hayallerini gerçekleştirmek yerine solcu bir gazeteci olarak yaşadıysa, iyimser olmak için sebep çok demektir…
Hrant Dink bir Ermeni milliyetçisi değildi. Belki kendileri hep tasmalı yaşadıkları için kendilerinden olmayan herkesin başka bir yerlere bağlı olduğunu zanneden karanlık kafalar, onun da Ermeni milliyetçisi olduğunu sanıyorlardı. Dar kafalı Ermenileri eleştirmek için yazdığı uzun bir cümleden “Türklüğe hakaret” yorumu çıkarıp TCK 301. maddesinden onu mahkemeye veren, o yargılanırken mahkeme salonu basan dar kafalı Türklerin onu anlama şansı bile yok ki sevsinler. Ben Türk doğmakla ne kadar ülkücü, Müslüman doğmakla ne kadar El Kaideci olduysam, Hrant da Ermeni doğmakla ancak o kadar Ermeni milliyetçisiydi. Kaldı ki Türk ve Ermeni milliyetçiliğiyle mücadele etmenin yolu da bunları benimseyenleri öldürmek değil ve olamaz. Hrant’ın, hani öyle bir tartı olsa da Hrant’la tartılsa muhtemelen bir böcek bile etmeyecek karanlık kafalı katilleri de öldürülmemeli. Şimdi konuşabilse onun da böyle diyeceğinden eminim. Çünkü o ötelere bu aydınlık bakışla gitti. Öldüğümüzde bir yerlere gidiyorsak ve oraya bir şeyler götürüyorsak, bu bir şeyler olsa olsa “bakış”ımızdır! Biz gittikten sonra paralarımızı başkaları harcıyor, arabalarımıza başkaları biniyor, marka giysilerimiz fakirlere dağıtılıyor, estetikli, botokslu bedenlerimiz farelere, yılanlara, kurtçuklara yem oluyorsa, yanımızda götürdüğümüz de olsa olsa aydınlığımız ya da karanlığımız olabilir. Hrant bu yüzden ışıklar içinde. Eminim…
Kötülüğün dili, dini, ulusu ortaktır; sadece iyi insanlar Türk, Ermeni, Rum, Yunan, Alman, Çinli, Amerikalı vs. olabilir! Ermeni Hrant Dink bizdendi; ben onu öldüren Türklerden olamam…

Reklamlar

One comment on “Bu Cinayet Türklüğe Hakarettir!

  1. Murat AYGEN
    11 Kasım 2009

    Sadece Türk değil fakat hiçbir ırk, kavim, boy, soy ve sop aşağılanmamalı, hakarete uğramamalıdır. Unvanı-el-kesesinden Türk Ulusçuluğu’nu aşağılamak ise suç değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. İşin tuhafı buna yeltenenin çıkmamasıdır! O A.Ö.’ın ResneliNiYAZi-2.0 olduğu unvanı-el-kesesinden Türk Ulusçuluğu’na saygıda hiç ama hiç kusur etmemesinden yeterince belli olmuyor mu? UYANIN U Y A N I N A R T I K !

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 20 Ocak 2007 by in başka yazılarım, derKi yazıları, politika.

Nüfus cüzdan sureti, ikâmetgâh ilmuhaberi, vesikalık fotoğraf

_________________
Mehmet Ördekçi,
Posta Kutusu: 25,
Sefaköy - İstanbul
_________________

İsteğim üzerine on yıllık hapisliğimin dokuz yılında her ay aksatmadan bana ücretsiz dergi gönderen Birikim'cilere sevgi ve saygılarımla...

Birikim Sayı: 271 / Kasım 2011

Geçen Ayın Birikimi

3-8 Wall Street'ten Huzur Sokağı'na: İşgal ve Direniş Günleri
Dilek Zaptçıoğlu

Kapak: SİLAH/LA MÜCADELE
9-10 Sunuş

11-17 Modern/Reel Sosyalizmin Elan Vital'i
Ömer Laçiner

18-23 Devrimci İlahiyat'ın Işığında Şiddet
Ahmet İnsel

24-26 Devrimci İlahiyat
Sergei Neçayev

27-38 Silahlı Mücadelelerin Ortaya Çıkışı, Yükselişi ve Bitişi Üzerine
Emin Alper

39-47 RAF: Yanlış yol, doğru rota
Kıvanç Koçak

48-58 Merih Cemal Taymaz ile Söyleşi: Türkiye'de Sol ve Silahlı Mücadele Bir Muhasebe

59-62 Arjantin'de Silahlı Mücadelenin Yenilgi ve Muhasebe Deneyimi
Aykan Sever

63-69 Laurence McKeown'la IRA ve İrlanda'da Barış Süreci Üzerine: "Duygusal Olmamayı Başarabilmek..."

Nasıl Bir Sol?
70-81 Tanınma Siyasetleri ve Sol
Ferdan Ergut

"Kürt Sorunu"
82-88 Dağ Kavminden Sokak Halkına Kürtler: Ev, Sokak ve Hapishane Arasında
Derviş Aydın Akkoç

Arap Baharı ve Suriye
89-96 Suriye'de Halk Ayaklanması, Siyaset ve Toplum
Seda Altuğ

In memoriam

"Elindeki tek alet çekiç olana bütün sorunlar çivi gibi görünür"müş (Abraham H. Maslow); peki elindeki tek alet silah olana?

Murat Ördekçi
(14 Ocak 1972-19 Aralık 2000)


MURAT’IN ANISI NEKROFİLLERİN* MALI DEĞİL!

(Kasım 2006'da açtığım ilk blogumun ilk yazısı)

Ceset Ticareti Anonim Zihniyeti'nin çeşitli internet sitelerinde kardeşim Mahmut Murat Ördekçi hakkında yazdıklarını ciddiye almayınız. Kötü bir niyetleri yok! İnsanları ölmeye (ve öldürmeye) davet eden her fanatizmin daha önce bu daveti kabul etmiş ölüleri mitleştirmeye ihtiyacı vardır.

Yedi yıldır cezaevinde olan Murat, kitap sayfalarında durduğu gibi durmayan devrim serabının hakikî ve somut duvarına çarpmıştı ve öldüğünde devrimci bile değildi. Bunu bile bile, şimdi onun cesedinden psikopat bir heykel yontmaya çalışıyorlar. Yıllarca koğuşta "misafir ağırlama sorumlusu" adı altında garsonluk yaptırdıkları kardeşim meğer "büyük komutan Murat yoldaş"mış! O kadar "proleter"miş ki bu Murat yoldaş, "yol yapım işlerinden şoförlüğe, çelik-pres işçiliğine kadar pek çok işte" çalışmış, bizden gizli! Oysa biz benimle birlikte eniştemizin elektrik malzemeleri üreten atölyesinde ve bir de Nişantaşı'ndaki Motta Pastanesi'nde çalıştığını biliyorduk. Sonradan içeride başına yönetici olan yiğitler şubede bülbül kesilip adını verdiği için 21'inde kaçak, 22'sinden itibaren mahpustu zaten; 18'ine kadar da öğrenciydi...

Örgüt yöneticilerinden ve kaşar yoldaşlardan tiksindiği, içindeki insan sevgisini ancak hep yeni gelen gençlerle ahbaplık ederek koruyabildiği o koğuşta sık sık içine çöreklenen karamsarlığı kovsun diye kaç mektup dolusu dil döktüğümü unuttuğum kardeşim, meğer 7 gün 24 saat devrimi ve partisini düşünen bir otomatmış! Ölürken bile yoldaşlarını soruyormuş. Oysa bana insandan çok hayvan görebileceği ıssız bir çiftlikte yaşamayı hayal ettiğini yazarken, insan diye koğuşundakilere göndermede bulunuyordu. Bana ve anneme yazdığı bütün mektuplar duruyor, gerekirse burada kendi el yazısıyla, fotoğraf formatında yayınlarım.

Murat'ı yaşama bağlayan, ölümünden iki yıl önce, kendi adını taşıyan yeğeninin dünyaya gelmesi oldu. Başta annesi ve yeğeni olmak üzere, ailesi dışında kimseyi düşünmezdi. Bunu onlar benden daha iyi biliyorlar aslında ama devrim için her şey mübah; adam ölmüş, parlatıp kullanmak lazım! Devrimci menkıbe yazarı, fedakâr "muhalif koyunlar" yetiştirmek için yazdığından, Murat'ı okuyucuya ideal bir "serdengeçti" olarak gösterme gayretiyle uçtukça uçmuş! Bu boku ben yemedim mi zamanında, yedim. Bile bile yalan söylemedim, ama bana iki laf söylendiyse ölmüş biri hakkında, kuşku duymadan, sorgulamadan o iki lafı süslü on iki laf yapıp yazdım. Şimdi buraya bu notu yazıyor olmam da "insan talihinin zalim imkânları"ndan (Tanpınar) olmalı.

Murat'ın devrimci olmadığını vurgulamak, arabesk bir masumiyet propagandası olarak anlaşılabilecek bir şey olduğu gibi, onun katillerinin dört duvar arasındaki silahsız bir insanı tarayarak öldürmeye sanki o insan devrimciyse hakları varmış anlamına gelebileceği için, "politik doğruculuk" açısından, bundan söz etmek istemiyordum. Ama normalde benzerlerini anlatılan benim kardeşim olduğu halde -rastladıkça- başlıklarına bakıp okumadan geçtiğim bir yazıyı okuyup kardeşimi orada tanınmaz halde görünce kendimi tutamadım; pişman değilim. Murat'ın anısı onların yeni Murat'lar tavlayabilmek için tepe tepe kullanabilecekleri "malları" değil!

Blogumda onunla ilgili sayfalar arttıkça, Murat'ın bir afiş değil, tıpkı devletin ve devrimcilerin katlettiği diğer on binlerce insan gibi, birilerinin oğlu ve kardeşi, ve de toprak altında yatan genç bir ölü olduğu görülecek. Ama önceliğimin oğullarının ölümünden sonra artık çok daha yaşlı insanlar olan annemin ve babamın hoşuna gidecek, onların gözünü dolduracak (gözüne görünecek anlamında) şeylerde olduğunu belirteyim hemen. Okuması kıt bu insanlar için Murat hakkında yazılan hangi saçmalığın onun hangi mektubuyla ya da görüş yerinde başbaşa kalabildikleri nadir zamanlarda söylediği hangi sözlerle çürütülebildiğinin bir önemi yok. Ve ayrıca zaten bu blogun konuları ve hedef kitlesi arasında, 21. yüzyılın sadece asayiş tarihinde sadece kanlı bir dipnot olmaya yazgılı "Türkiye devrimci hareketi" de bulunmuyor. Polemik meraklıları bu notla yetinip bir daha bu bloga uğramayabilirler...

*Nekrofili, ölü sevicilik demek. Ölülere tecavüz eden insan görünümlü yaratıkların sapkınlığı. Ama ben Erich Fromm'un psikiyatrist gözüyle totaliter fanatik ideolojilere bakarken kullandığı anlamıyla kullanıyorum. Yazdıklarımdan da görülebileceği gibi, onlar da ölmüşlere başka anlamda bayılıyorlar.

%d blogcu bunu beğendi: