Mehmet Ördekçi'nin blogu

Özünde iyi bir blog…

ahmet türk (3 entry)

ilk olarak 1988’de öğrenci temsilcileri olarak meclise gittiğimizde o zamanki shp’nin “sol kanat” milletvekili olarak tanıştığım, yıllar sonra ise ankara merkez kapalı cezaevinde karşılaştığım kürt siyasetçi.

diğer dep’li milletvekilleriyle birlikte ayrı bir koğuşta kaldıkları için “hapishane arkadaşım” diyemem, ama vekillerle zaman zaman görüştüğümüz ve bir keresinde de aynı araçta sadece ahmet türk’le ikimiz adliyeye götürülüp orada da gün boyu aynı nezarette kaldığımız için kendisini ankara cezaevinden bilirim diyebilirim. hatta verdiği bir akılla şimdiki 301’in babası olan o zamanki tck 159’dan açılan bir davadan yırtmamı sağlamıştı sağolsun. yoksa bir yıl fazla yatacaktım. polislere hakaret etmiştim ve geri adım atmak istemiyordum. bana dedi ki “tamam geri adım atma, ama tüm polisleri değil sadece sana işkence yapanları kastettiğini söyle, işkence gördüğünü belgeleyen adli tıp raporunu da mahkemeye sun.” öyle yaptım, beraat ettim. on yıl yatacağım kesindi. bir yıl devede kulak gibi geliyordu, umursamıyordum. ileride umursayacağımı söylemişti. hakikaten de on yılın sonuna doğru düşündüm, o dava yüzünden yatacak bir yılım daha olsa o bir yılın bana on yıldan zor geleceğini hissettim.

apocu filan değildir. ılımlı, barışçı, makul ve “akil” adamdır. dtp içinde de yalnız değildir. tanıdığım kadarıyla avrupa ölçülerinde bir sosyal demokrattır aslında. hatta belki iskandinavya ölçülerine göre bir liberal de diyebilirim. ama memlekette sistem öyle kasvetlidir ki, onun gibiler çok farklı görünür. chp’nin sosyal demokrat sayıldığı bir ülkede de bu normaldir tabii.

(mehmet ordekci, 30.08.2009 12:59)
*****
bir kısım entry’den anladığıma göre vaktiyle türkçeyi yasaklamış, türk gençlerini, aydınlarını ve hatta milletvekillerini cezaevine doldurup onlara fare, bok filan yedirmiş, türk kelimesinin aşağılama anlamı dışında kullanılmasına hoş bakmamış, hatta bunu cezalandırmış, türklerin varlığını bile inkar etmiş biri.yani bugünkü star’da sağcı gazeteci yılmaz yalçıner‘in 1980’lerde diyarbakır cezaevindeki karşılaşmasını anlattığı ahmet türk’le aralarında belli ki sadece isim benzerliği var:

=====alıntı=====

fakat ahmet türk’le karşılaşmam da benim için aynı ölçüde şoktu, diyebilirim. asker gardiyan, koğuş mazgalından ana avrat söverek beni çağırdı. kapıyı açtı. koridora çıkardı. az ileride birkaç kişi duruyordu. yarı karanlık ortamda ilk anda ne olduğunu anlayamamıştım ama; ‘al lan!’ dediler, yine sövgüyü eksik etmeden; ‘..bu (..) ahmet türk bundan sonra bu koğuşta kalacak!’ o zaman elinde bavul olan birinin sendeleyerek bana doğru adım attığını gördüm. düştü düşecekti. gayrı ihtiyari hamle yapıp tuttum… koğuşa girdik. adam çırılçıplaktı. hiç ama hiçbir şey yoktu üzerinde. ağzı burnu kan içindeydi. yürüyecek mecali kalmamıştı. zaten içeri girer girmez yere yığıldı. hapishaneye girişinde onu milletvekili olduğu için daha bir hınçla ezmişlerdi. bugün bu vahşeti yaşamış olan adam, acılarını içine gömüp ‘barış’ arayışı içinde ise; herkes ibret almalıdır diye düşünüyorum. gerçek yurtseverlik budur. bu kardeşane arayış karşılıksız bırakılmamalıdır.

http://www.stargazete.com/pazar/5-no-lu-cezaevi-nde-neler-oldu-haber-210207.htm

=====alıntı sonu=====

10 ay sonra eklemek istediğim not: ahmet türk o zaman chp milletvekiliydi. kürt partisi diye bir şey yoktu zaten. bu “ihtiyacı” kimler yaratmış, “bölücülüğün” patenti kimde, açık değil mi? askerlerin elinde her chp’li bu muameleyi görmedi. ahmet türk’ün farkı kürt olması, ama daha da önemlisi “ben kürdüm” demesiydi…

10 ay+birkaç gün sonraki ek: … ha eminim askerler böyle olsun istemedi. burada bir komplo teorisini dile getiriyorum sanılmasın. askerler sadece asker zekâsını sergilemiş, siyasal ve toplumsal sorunları nasıl “çözebileceklerine” bir örnek vermişlerdir. bunun için kıçımızı yırtıyoruz işte “yallah kışlaya, oradan çıkmayın, ağzınızı açmayın, işinize bakın” diye.

(mehmet ordekci, 30.08.2009 09:22 ~ 18.06.2010 14:39)
*****

pkk’ya terör örgütü deme-dememe hususunda kendisi vaktiyle “böyle bir şey dersem oralarda bir daha kimse beni dinlemez” mealinde bir şey demişti. daha ne demesi, nasıl demesi gerekiyor anlamıyorum.

hasta mısınız kardeşim? içine sıçmışsınız ortamın, her şeyi bok etmişsiniz. pkk (yani şimdiki devasa pkk) sizin eseriniz. bölgede pkk’yı eleştirenler bile “pkk terör örgütü” demez. sadece korktuğundan değil. pkk’nın antitezi siz olduğunuzdan! sezgisel olarak bilinir ki pkk’ya terörist deseler, eh hadi şimdi de al şu bayrağı salla diye eline bayrak vereceksiniz. onu da yapsa marş, slogan, derken eline silah tutuşturup köylüsünü, komşusunu vurmasını, en azından vuranları alkışlamasını isteyeceksiniz. mesele pkk’ya terörist demenin epey bir ötesinde.

zannediyorsunuz ki pkk’yı sevmeyen her kürt, devleti, askeri, polisi seviyor. seven var tabii, bunların hepsi öyle korucu, faşist filan da değil. ama iş o noktayı çoktan geçmiş. kürt halkının aktif, dinamik kesimi devletçi olmadığı halde devletçi bilinmektense pkk’lı olmadığı halde pkk’lı bilinmeyi tercih eder. bilin bakalım, bu pkk’nın zekâsının mı yoksa karşısındaki geri zekâlılığın mı “başarısı”?

hiçbir zaman anlamayacaksınız. anlamadan ömrünüzü tamamlayıp gideceksiniz. bu sorun çözülecek, yıl 2030 olacak, siz hâlâ şimdiki ilkokul ezberlerinizi tekrarlayıp duruyor olacaksınız. şırıngayla mı zerk ettiler kafanıza bilmiyorum ki…

– pkk’ya terörist desen ne olur?
– e demesem ne olur a.q.?

not: ben hep böyle düşünüyordum ama bazı entry’lerimde pkk’ya terörist dedim. apo’nun son avukat görüşmelerindeki durgunluğunun, moral bozukluğunun sebebi de budur, ilk kez buradan açıklıyorum. pkk’ya terörist dememe çok bozulmuş. yemeden içmeden kesilmiş.

(mehmet ordekci, 28.04.2010 09:59 ~ 10:13)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 28 Nisan 2010 by in Ek$i Sözlük (mehmet ordekci), politika.

Nüfus cüzdan sureti, ikâmetgâh ilmuhaberi, vesikalık fotoğraf

_________________
Mehmet Ördekçi,
Posta Kutusu: 25,
Sefaköy - İstanbul
_________________

İsteğim üzerine on yıllık hapisliğimin dokuz yılında her ay aksatmadan bana ücretsiz dergi gönderen Birikim'cilere sevgi ve saygılarımla...

Birikim Sayı: 271 / Kasım 2011

Geçen Ayın Birikimi

3-8 Wall Street'ten Huzur Sokağı'na: İşgal ve Direniş Günleri
Dilek Zaptçıoğlu

Kapak: SİLAH/LA MÜCADELE
9-10 Sunuş

11-17 Modern/Reel Sosyalizmin Elan Vital'i
Ömer Laçiner

18-23 Devrimci İlahiyat'ın Işığında Şiddet
Ahmet İnsel

24-26 Devrimci İlahiyat
Sergei Neçayev

27-38 Silahlı Mücadelelerin Ortaya Çıkışı, Yükselişi ve Bitişi Üzerine
Emin Alper

39-47 RAF: Yanlış yol, doğru rota
Kıvanç Koçak

48-58 Merih Cemal Taymaz ile Söyleşi: Türkiye'de Sol ve Silahlı Mücadele Bir Muhasebe

59-62 Arjantin'de Silahlı Mücadelenin Yenilgi ve Muhasebe Deneyimi
Aykan Sever

63-69 Laurence McKeown'la IRA ve İrlanda'da Barış Süreci Üzerine: "Duygusal Olmamayı Başarabilmek..."

Nasıl Bir Sol?
70-81 Tanınma Siyasetleri ve Sol
Ferdan Ergut

"Kürt Sorunu"
82-88 Dağ Kavminden Sokak Halkına Kürtler: Ev, Sokak ve Hapishane Arasında
Derviş Aydın Akkoç

Arap Baharı ve Suriye
89-96 Suriye'de Halk Ayaklanması, Siyaset ve Toplum
Seda Altuğ

In memoriam

"Elindeki tek alet çekiç olana bütün sorunlar çivi gibi görünür"müş (Abraham H. Maslow); peki elindeki tek alet silah olana?

Murat Ördekçi
(14 Ocak 1972-19 Aralık 2000)


MURAT’IN ANISI NEKROFİLLERİN* MALI DEĞİL!

(Kasım 2006'da açtığım ilk blogumun ilk yazısı)

Ceset Ticareti Anonim Zihniyeti'nin çeşitli internet sitelerinde kardeşim Mahmut Murat Ördekçi hakkında yazdıklarını ciddiye almayınız. Kötü bir niyetleri yok! İnsanları ölmeye (ve öldürmeye) davet eden her fanatizmin daha önce bu daveti kabul etmiş ölüleri mitleştirmeye ihtiyacı vardır.

Yedi yıldır cezaevinde olan Murat, kitap sayfalarında durduğu gibi durmayan devrim serabının hakikî ve somut duvarına çarpmıştı ve öldüğünde devrimci bile değildi. Bunu bile bile, şimdi onun cesedinden psikopat bir heykel yontmaya çalışıyorlar. Yıllarca koğuşta "misafir ağırlama sorumlusu" adı altında garsonluk yaptırdıkları kardeşim meğer "büyük komutan Murat yoldaş"mış! O kadar "proleter"miş ki bu Murat yoldaş, "yol yapım işlerinden şoförlüğe, çelik-pres işçiliğine kadar pek çok işte" çalışmış, bizden gizli! Oysa biz benimle birlikte eniştemizin elektrik malzemeleri üreten atölyesinde ve bir de Nişantaşı'ndaki Motta Pastanesi'nde çalıştığını biliyorduk. Sonradan içeride başına yönetici olan yiğitler şubede bülbül kesilip adını verdiği için 21'inde kaçak, 22'sinden itibaren mahpustu zaten; 18'ine kadar da öğrenciydi...

Örgüt yöneticilerinden ve kaşar yoldaşlardan tiksindiği, içindeki insan sevgisini ancak hep yeni gelen gençlerle ahbaplık ederek koruyabildiği o koğuşta sık sık içine çöreklenen karamsarlığı kovsun diye kaç mektup dolusu dil döktüğümü unuttuğum kardeşim, meğer 7 gün 24 saat devrimi ve partisini düşünen bir otomatmış! Ölürken bile yoldaşlarını soruyormuş. Oysa bana insandan çok hayvan görebileceği ıssız bir çiftlikte yaşamayı hayal ettiğini yazarken, insan diye koğuşundakilere göndermede bulunuyordu. Bana ve anneme yazdığı bütün mektuplar duruyor, gerekirse burada kendi el yazısıyla, fotoğraf formatında yayınlarım.

Murat'ı yaşama bağlayan, ölümünden iki yıl önce, kendi adını taşıyan yeğeninin dünyaya gelmesi oldu. Başta annesi ve yeğeni olmak üzere, ailesi dışında kimseyi düşünmezdi. Bunu onlar benden daha iyi biliyorlar aslında ama devrim için her şey mübah; adam ölmüş, parlatıp kullanmak lazım! Devrimci menkıbe yazarı, fedakâr "muhalif koyunlar" yetiştirmek için yazdığından, Murat'ı okuyucuya ideal bir "serdengeçti" olarak gösterme gayretiyle uçtukça uçmuş! Bu boku ben yemedim mi zamanında, yedim. Bile bile yalan söylemedim, ama bana iki laf söylendiyse ölmüş biri hakkında, kuşku duymadan, sorgulamadan o iki lafı süslü on iki laf yapıp yazdım. Şimdi buraya bu notu yazıyor olmam da "insan talihinin zalim imkânları"ndan (Tanpınar) olmalı.

Murat'ın devrimci olmadığını vurgulamak, arabesk bir masumiyet propagandası olarak anlaşılabilecek bir şey olduğu gibi, onun katillerinin dört duvar arasındaki silahsız bir insanı tarayarak öldürmeye sanki o insan devrimciyse hakları varmış anlamına gelebileceği için, "politik doğruculuk" açısından, bundan söz etmek istemiyordum. Ama normalde benzerlerini anlatılan benim kardeşim olduğu halde -rastladıkça- başlıklarına bakıp okumadan geçtiğim bir yazıyı okuyup kardeşimi orada tanınmaz halde görünce kendimi tutamadım; pişman değilim. Murat'ın anısı onların yeni Murat'lar tavlayabilmek için tepe tepe kullanabilecekleri "malları" değil!

Blogumda onunla ilgili sayfalar arttıkça, Murat'ın bir afiş değil, tıpkı devletin ve devrimcilerin katlettiği diğer on binlerce insan gibi, birilerinin oğlu ve kardeşi, ve de toprak altında yatan genç bir ölü olduğu görülecek. Ama önceliğimin oğullarının ölümünden sonra artık çok daha yaşlı insanlar olan annemin ve babamın hoşuna gidecek, onların gözünü dolduracak (gözüne görünecek anlamında) şeylerde olduğunu belirteyim hemen. Okuması kıt bu insanlar için Murat hakkında yazılan hangi saçmalığın onun hangi mektubuyla ya da görüş yerinde başbaşa kalabildikleri nadir zamanlarda söylediği hangi sözlerle çürütülebildiğinin bir önemi yok. Ve ayrıca zaten bu blogun konuları ve hedef kitlesi arasında, 21. yüzyılın sadece asayiş tarihinde sadece kanlı bir dipnot olmaya yazgılı "Türkiye devrimci hareketi" de bulunmuyor. Polemik meraklıları bu notla yetinip bir daha bu bloga uğramayabilirler...

*Nekrofili, ölü sevicilik demek. Ölülere tecavüz eden insan görünümlü yaratıkların sapkınlığı. Ama ben Erich Fromm'un psikiyatrist gözüyle totaliter fanatik ideolojilere bakarken kullandığı anlamıyla kullanıyorum. Yazdıklarımdan da görülebileceği gibi, onlar da ölmüşlere başka anlamda bayılıyorlar.

%d blogcu bunu beğendi: