Mehmet Ördekçi'nin blogu

Özünde iyi bir blog…

ahmet şık (4 entry)

üveit atağı geçiriyorum. yani bir süreliğine önemli ölçüde körüm. evin içinde güneş gözlüğüyle yaşıyorum. ekranı iyice karartılmış bile olsa bilgisayar dahil herhangi bir ışık kaynağına bakamıyorum. tamamen kör olmamak için gözümün altından iğneler yemem gerekiyor.

peki bu halimle niye buradayım? bok mu var sözlükte?

dayanamadım, duramadım, kendimi engelleyemedim ve şunları yazmaya geldim:

evet, kardeşimi (bkz: murat ördekçi) dört duvar arasında ağır silah ve patlayıcılarla ve dahi öldürücü gazlarla operasyon düzenleyen türk silahlı kuvvetleri mensupları öldürdü. tetik çekenleri, can çekişirken yarasını bıçakla oyarak (kaynak: devletin resmî ama sivil doktorlarının hazırladığı adlî tıp raporu) ona işkence yapanları devletin mahkemelerinden giden resmî yazılara rağmen tsk korudu, gizledi. ama bugün haberleri dinlerken anladım ki benim ergenekoncu olma ihtimalim de ahmet şık’ınkinden az değildir.

ahmet şık, kardeşimin de öldüğü hayata dönüş operasyonu‘nun bir katliam olduğunu ortaya koyup tarihe yazanlardan biridir. söz konusu adlî tıp raporunu ortaya çıkaran da bizzat odur. olay ordu, mgk, bilmem kaçıncı cumhuriyet hükümeti olan ama şimdiki akp hükümetinin aksine çağdaş ve laik ve ilerici olan dsp-anap-mhp koalisyon hükümeti ve medyanın kahhar ekseriyeti tarafından kapatılmaya çalışılırken, tamam işte oldu bitti ne yapalım başınız sağolsun diye üstü örtülmeye çalışılırken pes etmemiş, laik ve çağdaş cumhuriyetin ve ilerici ordunun hiç hoş karşılamadığı belgeleri yayınlamış olan gazetecidir. devlete karşı murat’ın ailesi olarak açtığımız tazminat davasını kazandığımızı da radikal‘de o haberleştirmiştir. bütün bunların üstüne ergenekon denen ay yıldızlı karanlığa dahil olduğunun ortaya çıkması… ne bileyim pek bi fantastik olacaktır.

ergenekon terör örgütü’nün var olduğuna inanıyorum. adı bu veya değil, hatta bir adı var veya yok, ama var böyle bir örgütlenme. aptalca komplo teorilerine, daha 28 şubat sürecine kadar kemalist devletin en kemalist kurumunu peygamber ocağı zannedecek kadar sığ ve sağ bir siyasal bilinçle bugün ergenekon terör örgütü aleyhinde yazan tıntın gazeteci ve yazarlara (ve hatta savcılara) değil, yakın tarihe ve ergenekon operasyonlarında ortaya çıkan onca bilgiye, belgeye dayanarak, bundan eminim. bu örgütün içinde farklı kurumlardan, farklı çevrelerden, farklı görüşlerden insanlar var. 1990-91 yıllarında, avrupa’da gladio, burada kontrgerilla ve özel harp dairesi yeniden tartışılırken bizzat özel harp dairesi’nin eski komutanlarından duymadık mıydı mecliste kanlı bıçaklı olan karşıt partilerin her birinde bu şebekelerle bağlantılı ve fakat birbirini tanımayan kontrgerilla mensuplarının olabileceğini? o zaman (yirmi yıl olmuş) arkadaşlarımıza dememiş miydik “e öyleyse ’70’lerde aydınlık gazetesinde kontrgerillayı deşifre eden perinçek ve avanesinin ‘gizli devlet’in başka bir kanadında yer aldığını düşünmek çok çelişki sayılmaz” diye.

ergenekon davalarında da devlete kimi sağından kimi solundan yapışmış, devletin aleyhine ve toplumun lehine esaslı bir dönüşüm olmasın diye bütün gücüyle direnen kişilerin yanında mutlaka ki olayın çok bilincinde olmayan, normalde o davada olmaması gereken insanlar da var. ama ahmet şık ergenekon’a herhangi bir yerinden tutunmuş biri olamaz! olamaz kardeşim! tutuklanacak olursa, bu davadan yargılanmaya başlanırsa, herkes bilsin ki başarabilirsem sözlük’te siyasal konularda tek kelime yazmayacağım bundan sonra. politika dışında bissürü başka ilgi alanım var benim: dil, edebiyat, sinema, tiyatro, genel olarak matbuat başta olmak üzere. ha bunu başaramazsam da ergenekon örgütü, davaları ve operasyonları hakkında tek kelime yazmayacağım; bu kesin.

hayır, lehinde yazmayacak olmamla yetinilsin. ergenekon davasının aleyhinde yazacak kadar dışında değilim olayın. hani girişte üveit atağından söz ettim ya, her çektiğim ağrıyı sızıyı gelip sözlüğe yazmıyorum, siz üveitin üstüne işkence ve hapishane kaynaklı 5-6 hastalık daha koyun; evet, ergenekon’a çok şey borçluyum!

not: ahmet şık’ın ergenekonla bir ilişkisi olabileceğine hâlâ inanmıyorum. ama “ergenekon dava ve operasyonları hakkında tek kelime yazmayacağım” sözü hem abartılı hem de zaten yararsız bir söz olmuş. şöyle revize ediyorum: ergenekon’dan söz ettiğim her yerde ahmet şık’ın tutuklanmasından da söz edeceğim. haksızlığa uğrayan tek bir kişi de önemlidir ama bu örnek bize onun durumunda olan başkalarının da olabileceğini düşündürmeli. doğduğumdan beri bu ülkede yaşadığım, 18 yaşından itibaren politize olduğum ve geri zekâlı da olmadığım için, bu davanın havanın boşluğundan çıktığına inanacak değilim. ne paşalarla ne de akp değil de -varsayım bu ya- kemalist chp döneminde yapılsa bu operasyonları ayakta alkışlayacak “solcu”larla aynı safta olmak, bu davaya kökten karşı durmak zorunda değilim. akp hükümetinden ne bekleyebileceğimi, nereye kadar bekleyebileceğimi biliyorum. ama ya herro ya merro kafasına gerek yok. daha ilk gün, veli küçük daha gözaltındayken yazdığım gibi, bu “devlet içi” davanın büyük cezalarla sonuçlanacağına inanmıyorum, ama veli küçük gibilere dokunulmasını bile bir “reform” olarak görüyorum. bu adamlar bizim gibi ölümü göze alıp devlete başkaldırmış adamlar değil. aksine, devlet kucağının sıcaklığına güvenerek bu işlere girişmişler. dolayısıyla böyle bir-iki devlet tokadı tövbe etmelerine yetecektir. ne de olsa viran olası hanede evlad-ü ıyal var.

(mehmet ordekci, 03.03.2011 15:29 ~ 30.03.2011 14:04)

*****

dün öğleye doğru uğradığım bir yerde ayaküstü izlediğim bugün tv‘deki “bugün’ün gündemi” programında önder aytaç‘ın ağzından önemli bir şey çıktı. malum, önder aytaç, ahmet şık’ın tutuklanmasını normal bulanlardan. dediğine göre ahmet şık kitabını yazarken onu da aramış, (mealen) “hocam göndereyim bir bakın, önerileriniz olursa almak isterim” demiş. sonra bu bir şey söylemiş, o bir şey düşünmüş, bu iş gerçekleşmemiş. bunu anlatan önder aytaç’ın kendisi.

can ataklı, ki günahım kadar sevmem, doğru bir müdahalede bulundu. (mealen) “demek ki siz de sayfa kenarlarına notlar yazıp dosyayı iade etseniz, sizin notlarınız da ergenekon’a bağlanacaktı” dedi.

aytaç cevaben “o kitap kendisinin olsa yayınlanmamış kitabı sağa sola göndermezdi, çalınmasından korkardı” gibi bir şeyler geveledi.

bu arada ben de kendi yazdığım yazıların tamamlanmamış haline kendime hitaben “bunu çıkarsan mı”, “belki şu eklenebilir bak”, “emin misin?” gibi notlar düşerim iyi mi. hatta burada, sözlük’te, kenardaki entry embriyolarım böyle notlarla dolu. kaldı ki ahmet şık’ınki bir gazetecilik çalışması. kaynak kişilere gönderilip onaylarının alınması son derece normal. o kişilerin not düşmeleri de, arkadaş kontenjanından taslağın paylaşıldığı kişilerin tavsiye notları düşmeleri de çok normal. ha bir de, bir kitap dosyasını ya da kopyalanabilen bir başka şeyi birine verdiğiniz anda (ki polis akademisi hocası önder aytaç’a bile göndermeyi teklif edebiliyorsunuz) onun dolaşımı sizin kontolünüzden çıkmıştır. ne kadar rica ederseniz edin, iyi niyetle ya da kötü niyetle, dosya gezintiye çıkıp odatv‘ye de başka yere de uzanabilir. ve son olarak, avukatının dediğine göre ahmet şık’ın “benim notlarım” dediği kenar notları sadece savcının sorgu sırasında kendisine gösterdiği birkaç not. sanki bütün kopyalardaki bütün notları üstleniyormuş gibi anlatılıyor.

(mehmet ordekci, 29.03.2011 12:10 ~ 17:17)

*****

kitabını isveçli aktivistler nete yüklemiş. kitabın tamamını operasyondan önce okuyan bir abi de gelen sorular üzerine netteki dosyayı incelemiş ve “evet bu orijinal” diyor.

(mehmet ordekci, 31.03.2011 16:00)

*****

kitabını kimselerin beğenmediği adam. e bu kadar üstüne gidilince, kopyasını bilgisayarda bulundurmak bile cezayla tehdit edilince, hani bir yayınlanacak olsa fethullah gülen’le akp’nin elele tutuşup denize atlamasına yol açabilecek bir şey zannedildi haliyle. öyle bir kitap yok çocuğum. şahane bir kitap yazmış diye değil haksızlığa uğramış diye duyduk, geldik.

(mehmet ordekci, 01.04.2011 13:28)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 01 Nisan 2011 by in Ek$i Sözlük (mehmet ordekci).

Nüfus cüzdan sureti, ikâmetgâh ilmuhaberi, vesikalık fotoğraf

_________________
Mehmet Ördekçi,
Posta Kutusu: 25,
Sefaköy - İstanbul
_________________

İsteğim üzerine on yıllık hapisliğimin dokuz yılında her ay aksatmadan bana ücretsiz dergi gönderen Birikim'cilere sevgi ve saygılarımla...

Birikim Sayı: 271 / Kasım 2011

Geçen Ayın Birikimi

3-8 Wall Street'ten Huzur Sokağı'na: İşgal ve Direniş Günleri
Dilek Zaptçıoğlu

Kapak: SİLAH/LA MÜCADELE
9-10 Sunuş

11-17 Modern/Reel Sosyalizmin Elan Vital'i
Ömer Laçiner

18-23 Devrimci İlahiyat'ın Işığında Şiddet
Ahmet İnsel

24-26 Devrimci İlahiyat
Sergei Neçayev

27-38 Silahlı Mücadelelerin Ortaya Çıkışı, Yükselişi ve Bitişi Üzerine
Emin Alper

39-47 RAF: Yanlış yol, doğru rota
Kıvanç Koçak

48-58 Merih Cemal Taymaz ile Söyleşi: Türkiye'de Sol ve Silahlı Mücadele Bir Muhasebe

59-62 Arjantin'de Silahlı Mücadelenin Yenilgi ve Muhasebe Deneyimi
Aykan Sever

63-69 Laurence McKeown'la IRA ve İrlanda'da Barış Süreci Üzerine: "Duygusal Olmamayı Başarabilmek..."

Nasıl Bir Sol?
70-81 Tanınma Siyasetleri ve Sol
Ferdan Ergut

"Kürt Sorunu"
82-88 Dağ Kavminden Sokak Halkına Kürtler: Ev, Sokak ve Hapishane Arasında
Derviş Aydın Akkoç

Arap Baharı ve Suriye
89-96 Suriye'de Halk Ayaklanması, Siyaset ve Toplum
Seda Altuğ

In memoriam

"Elindeki tek alet çekiç olana bütün sorunlar çivi gibi görünür"müş (Abraham H. Maslow); peki elindeki tek alet silah olana?

Murat Ördekçi
(14 Ocak 1972-19 Aralık 2000)


MURAT’IN ANISI NEKROFİLLERİN* MALI DEĞİL!

(Kasım 2006'da açtığım ilk blogumun ilk yazısı)

Ceset Ticareti Anonim Zihniyeti'nin çeşitli internet sitelerinde kardeşim Mahmut Murat Ördekçi hakkında yazdıklarını ciddiye almayınız. Kötü bir niyetleri yok! İnsanları ölmeye (ve öldürmeye) davet eden her fanatizmin daha önce bu daveti kabul etmiş ölüleri mitleştirmeye ihtiyacı vardır.

Yedi yıldır cezaevinde olan Murat, kitap sayfalarında durduğu gibi durmayan devrim serabının hakikî ve somut duvarına çarpmıştı ve öldüğünde devrimci bile değildi. Bunu bile bile, şimdi onun cesedinden psikopat bir heykel yontmaya çalışıyorlar. Yıllarca koğuşta "misafir ağırlama sorumlusu" adı altında garsonluk yaptırdıkları kardeşim meğer "büyük komutan Murat yoldaş"mış! O kadar "proleter"miş ki bu Murat yoldaş, "yol yapım işlerinden şoförlüğe, çelik-pres işçiliğine kadar pek çok işte" çalışmış, bizden gizli! Oysa biz benimle birlikte eniştemizin elektrik malzemeleri üreten atölyesinde ve bir de Nişantaşı'ndaki Motta Pastanesi'nde çalıştığını biliyorduk. Sonradan içeride başına yönetici olan yiğitler şubede bülbül kesilip adını verdiği için 21'inde kaçak, 22'sinden itibaren mahpustu zaten; 18'ine kadar da öğrenciydi...

Örgüt yöneticilerinden ve kaşar yoldaşlardan tiksindiği, içindeki insan sevgisini ancak hep yeni gelen gençlerle ahbaplık ederek koruyabildiği o koğuşta sık sık içine çöreklenen karamsarlığı kovsun diye kaç mektup dolusu dil döktüğümü unuttuğum kardeşim, meğer 7 gün 24 saat devrimi ve partisini düşünen bir otomatmış! Ölürken bile yoldaşlarını soruyormuş. Oysa bana insandan çok hayvan görebileceği ıssız bir çiftlikte yaşamayı hayal ettiğini yazarken, insan diye koğuşundakilere göndermede bulunuyordu. Bana ve anneme yazdığı bütün mektuplar duruyor, gerekirse burada kendi el yazısıyla, fotoğraf formatında yayınlarım.

Murat'ı yaşama bağlayan, ölümünden iki yıl önce, kendi adını taşıyan yeğeninin dünyaya gelmesi oldu. Başta annesi ve yeğeni olmak üzere, ailesi dışında kimseyi düşünmezdi. Bunu onlar benden daha iyi biliyorlar aslında ama devrim için her şey mübah; adam ölmüş, parlatıp kullanmak lazım! Devrimci menkıbe yazarı, fedakâr "muhalif koyunlar" yetiştirmek için yazdığından, Murat'ı okuyucuya ideal bir "serdengeçti" olarak gösterme gayretiyle uçtukça uçmuş! Bu boku ben yemedim mi zamanında, yedim. Bile bile yalan söylemedim, ama bana iki laf söylendiyse ölmüş biri hakkında, kuşku duymadan, sorgulamadan o iki lafı süslü on iki laf yapıp yazdım. Şimdi buraya bu notu yazıyor olmam da "insan talihinin zalim imkânları"ndan (Tanpınar) olmalı.

Murat'ın devrimci olmadığını vurgulamak, arabesk bir masumiyet propagandası olarak anlaşılabilecek bir şey olduğu gibi, onun katillerinin dört duvar arasındaki silahsız bir insanı tarayarak öldürmeye sanki o insan devrimciyse hakları varmış anlamına gelebileceği için, "politik doğruculuk" açısından, bundan söz etmek istemiyordum. Ama normalde benzerlerini anlatılan benim kardeşim olduğu halde -rastladıkça- başlıklarına bakıp okumadan geçtiğim bir yazıyı okuyup kardeşimi orada tanınmaz halde görünce kendimi tutamadım; pişman değilim. Murat'ın anısı onların yeni Murat'lar tavlayabilmek için tepe tepe kullanabilecekleri "malları" değil!

Blogumda onunla ilgili sayfalar arttıkça, Murat'ın bir afiş değil, tıpkı devletin ve devrimcilerin katlettiği diğer on binlerce insan gibi, birilerinin oğlu ve kardeşi, ve de toprak altında yatan genç bir ölü olduğu görülecek. Ama önceliğimin oğullarının ölümünden sonra artık çok daha yaşlı insanlar olan annemin ve babamın hoşuna gidecek, onların gözünü dolduracak (gözüne görünecek anlamında) şeylerde olduğunu belirteyim hemen. Okuması kıt bu insanlar için Murat hakkında yazılan hangi saçmalığın onun hangi mektubuyla ya da görüş yerinde başbaşa kalabildikleri nadir zamanlarda söylediği hangi sözlerle çürütülebildiğinin bir önemi yok. Ve ayrıca zaten bu blogun konuları ve hedef kitlesi arasında, 21. yüzyılın sadece asayiş tarihinde sadece kanlı bir dipnot olmaya yazgılı "Türkiye devrimci hareketi" de bulunmuyor. Polemik meraklıları bu notla yetinip bir daha bu bloga uğramayabilirler...

*Nekrofili, ölü sevicilik demek. Ölülere tecavüz eden insan görünümlü yaratıkların sapkınlığı. Ama ben Erich Fromm'un psikiyatrist gözüyle totaliter fanatik ideolojilere bakarken kullandığı anlamıyla kullanıyorum. Yazdıklarımdan da görülebileceği gibi, onlar da ölmüşlere başka anlamda bayılıyorlar.

%d blogcu bunu beğendi: