Mehmet Ördekçi'nin blogu

Özünde iyi bir blog…

Category Archives: politika

osman pamukoğlu (3 entry)

daha fazla programa çıkıp daha fazla konuşmasını istediğim asker-siyasetçi. biz ne desek inanmayacak olanlar için bir fenomenin kendi ağzından portresini çiziyor neg’zel. eh ortam da en azından şimdilik böylelerinin iktidara … Okumaya devam et

16 Nisan 2011 · Yorum bırakın

işgalci tc kıbrıs’tan defol (2 entry)

öncelikle, “rum bayrağı” denilen bayrak sanırım kıbrıs bayrağı. kktc’yi aşağı bantulular bile bağımsız devlet olarak tanımadığı için yeryüzünde kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti diye bir devlet yok, üzgünüm. vaktiyle rauf denktaş‘ın … Okumaya devam et

08 Nisan 2011 · 2 Yorum

türk anlamına gelmeyen türk kelimesi (2 entry)

pkk ortaya çıkana, hatta belirli bir seviyeye gelene kadar duymadığımız, onyıllar boyu nerelerde olduğunu merak ettiğimiz seçme saçma. pkk öncesini bilmeyip bunu da ilk defa duyanların fikir zannettiği zırva. sen … Okumaya devam et

20 Ocak 2011 · 1 Yorum

17 aralık 2010 genelkurmay basın açıklaması

sırf genelkurmay tarafından yazıldığı için karşı olduğum bildiridir; doğruya doğru… da bunun nesi yanlış? evvelsi gün namaz kur’an, dün solculuk, bu sabah kürtlük-türklük, sonra başörtüsü, ve şimdi de anadil; bu … Okumaya devam et

17 Aralık 2010 · Yorum bırakın

rachel corrie

benim için özgeciliğin, kendi kabuğunda yaşayan bir böcek ol(a)mamanın simgelerinden biri. 2003’te, ben afyon cezaevindeyken ve çıkmama 40 gün kalmışken katledildi. “bundan sonraki hayatım”la ilgili iç hesaplaşmaların doruk noktasında. sık … Okumaya devam et

05 Haziran 2010 · Yorum bırakın

pkk’lı kadınların cinsel hayatı (2 entry)

yoktur. ama dışarıdan, uzaktan, buralardan merak edeni çoktur. bazen bu merak hayal gücünü tetikler. tetiklenen hayal gücü hayal sıçmaya başlar.

23 Mayıs 2010 · Yorum bırakın

ahmet türk (3 entry)

ilk olarak 1988’de öğrenci temsilcileri olarak meclise gittiğimizde o zamanki shp’nin “sol kanat” milletvekili olarak tanıştığım, yıllar sonra ise ankara merkez kapalı cezaevinde karşılaştığım kürt siyasetçi. diğer dep’li milletvekilleriyle birlikte … Okumaya devam et

28 Nisan 2010 · Yorum bırakın

alp ata akçayöz

19 aralık 2000 günü 20 kadar cezaevinde jandarma tarafından başlatılan “hayata dönüş operasyonu” kod adlı katliamların ümraniye cezaevinde yardım yataklıktan yatmakta olan kurbanı. genç eşi ve küçük çocuğunun yanı sıra … Okumaya devam et

21 Aralık 2009 · Yorum bırakın

Asker Bi’şey Yapsın Artık!*

Bu ilk yazıma “iyimser bir başlangıç” başlığını koyup son birkaç yılda yoğunlaşan siyasal hengâmeden kaygı ve karamsarlık değil umut ve iyimserlik devşirmemiz gerektiğini anlatacaktım. Böyle bir operasyon ve dava hiç … Okumaya devam et

23 Ağustos 2009 · 3 Yorum

“Mecliste Arbede”den “Kürt Açılımı”na: 20 Yıl Önce, 20 Yıl Sonra*

“Mehmet Ali Eren” adına Ekşi Sözlük’te açılmış bir başlık olmadığını görmek, ilk şaşkınlığımdı. Aynı adı Google’da arattığımda şaşkınlığım daha da büyüdü. Benim hafızam mı yanılgıda acaba, hatırladığım o olay sadece … Okumaya devam et

19 Ağustos 2009 · 7 Yorum

Yinee de Şahlaanıyoor Aaman!

İlk olarak 4 Kasım 2007 günkü Radikal İki’de (Radikal gazetesi pazar eki) yayınlanmıştır. Göstergebilimin (semiyoloji) kurucu babalarından Roland Barthes, bundan otuz yıl önce, Collège de France’a kabulü dolayısıyla yaptığı ünlü … Okumaya devam et

04 Kasım 2007 · Yorum bırakın

Önümüzdeki Asıl Tehlike: Cezayir Olmak!

AKP’nin bütün aleyhte çabalara rağmen ezici bir başarıyla çıktığı 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin ardından yazdığım ve derKi’nin başlığını “Ya Cezayir olursak?” şeklinde değiştirerek yayınladığı yazım… 22 Temmuz günü Türkiye … Okumaya devam et

08 Ağustos 2007 · 2 Yorum

Bu Cinayet Türklüğe Hakarettir!

Açık Radyo’nun yayınını keserek Hrant’ın vurulduğunu haber vermesinden birkaç saat sonra yazmaya başlayıp aynı akşam derKi’ye gönderdiğim ve ertesi gün (20 Ocak 2007) derKi’nin portal kısmında yayınlanan yazı… Ataları bu … Okumaya devam et

20 Ocak 2007 · 1 Yorum

Sabetaycılar, Küçük Hoca ve ‘Usturuplu’ Faşizm (Sabetaycılar ve Küçük Hoca)

İlk olarak derKi’nin Kasım 2006 tarihli 18. sayısında, -değişiklik için benim de onayım alınarak- “Sabetaycılar ve Küçük Hoca” başlığıyla yayınlanmış, 12 yıllık bir aradan sonra yazmaya geri dönüş yazım. Hayatımdan … Okumaya devam et

30 Ekim 2006 · 8 Yorum

Nüfus cüzdan sureti, ikâmetgâh ilmuhaberi, vesikalık fotoğraf

_________________
Mehmet Ördekçi,
Posta Kutusu: 25,
Sefaköy - İstanbul
_________________

İsteğim üzerine on yıllık hapisliğimin dokuz yılında her ay aksatmadan bana ücretsiz dergi gönderen Birikim'cilere sevgi ve saygılarımla...

Birikim Sayı: 271 / Kasım 2011

Geçen Ayın Birikimi

3-8 Wall Street'ten Huzur Sokağı'na: İşgal ve Direniş Günleri
Dilek Zaptçıoğlu

Kapak: SİLAH/LA MÜCADELE
9-10 Sunuş

11-17 Modern/Reel Sosyalizmin Elan Vital'i
Ömer Laçiner

18-23 Devrimci İlahiyat'ın Işığında Şiddet
Ahmet İnsel

24-26 Devrimci İlahiyat
Sergei Neçayev

27-38 Silahlı Mücadelelerin Ortaya Çıkışı, Yükselişi ve Bitişi Üzerine
Emin Alper

39-47 RAF: Yanlış yol, doğru rota
Kıvanç Koçak

48-58 Merih Cemal Taymaz ile Söyleşi: Türkiye'de Sol ve Silahlı Mücadele Bir Muhasebe

59-62 Arjantin'de Silahlı Mücadelenin Yenilgi ve Muhasebe Deneyimi
Aykan Sever

63-69 Laurence McKeown'la IRA ve İrlanda'da Barış Süreci Üzerine: "Duygusal Olmamayı Başarabilmek..."

Nasıl Bir Sol?
70-81 Tanınma Siyasetleri ve Sol
Ferdan Ergut

"Kürt Sorunu"
82-88 Dağ Kavminden Sokak Halkına Kürtler: Ev, Sokak ve Hapishane Arasında
Derviş Aydın Akkoç

Arap Baharı ve Suriye
89-96 Suriye'de Halk Ayaklanması, Siyaset ve Toplum
Seda Altuğ

In memoriam

"Elindeki tek alet çekiç olana bütün sorunlar çivi gibi görünür"müş (Abraham H. Maslow); peki elindeki tek alet silah olana?

Murat Ördekçi
(14 Ocak 1972-19 Aralık 2000)


MURAT’IN ANISI NEKROFİLLERİN* MALI DEĞİL!

(Kasım 2006'da açtığım ilk blogumun ilk yazısı)

Ceset Ticareti Anonim Zihniyeti'nin çeşitli internet sitelerinde kardeşim Mahmut Murat Ördekçi hakkında yazdıklarını ciddiye almayınız. Kötü bir niyetleri yok! İnsanları ölmeye (ve öldürmeye) davet eden her fanatizmin daha önce bu daveti kabul etmiş ölüleri mitleştirmeye ihtiyacı vardır.

Yedi yıldır cezaevinde olan Murat, kitap sayfalarında durduğu gibi durmayan devrim serabının hakikî ve somut duvarına çarpmıştı ve öldüğünde devrimci bile değildi. Bunu bile bile, şimdi onun cesedinden psikopat bir heykel yontmaya çalışıyorlar. Yıllarca koğuşta "misafir ağırlama sorumlusu" adı altında garsonluk yaptırdıkları kardeşim meğer "büyük komutan Murat yoldaş"mış! O kadar "proleter"miş ki bu Murat yoldaş, "yol yapım işlerinden şoförlüğe, çelik-pres işçiliğine kadar pek çok işte" çalışmış, bizden gizli! Oysa biz benimle birlikte eniştemizin elektrik malzemeleri üreten atölyesinde ve bir de Nişantaşı'ndaki Motta Pastanesi'nde çalıştığını biliyorduk. Sonradan içeride başına yönetici olan yiğitler şubede bülbül kesilip adını verdiği için 21'inde kaçak, 22'sinden itibaren mahpustu zaten; 18'ine kadar da öğrenciydi...

Örgüt yöneticilerinden ve kaşar yoldaşlardan tiksindiği, içindeki insan sevgisini ancak hep yeni gelen gençlerle ahbaplık ederek koruyabildiği o koğuşta sık sık içine çöreklenen karamsarlığı kovsun diye kaç mektup dolusu dil döktüğümü unuttuğum kardeşim, meğer 7 gün 24 saat devrimi ve partisini düşünen bir otomatmış! Ölürken bile yoldaşlarını soruyormuş. Oysa bana insandan çok hayvan görebileceği ıssız bir çiftlikte yaşamayı hayal ettiğini yazarken, insan diye koğuşundakilere göndermede bulunuyordu. Bana ve anneme yazdığı bütün mektuplar duruyor, gerekirse burada kendi el yazısıyla, fotoğraf formatında yayınlarım.

Murat'ı yaşama bağlayan, ölümünden iki yıl önce, kendi adını taşıyan yeğeninin dünyaya gelmesi oldu. Başta annesi ve yeğeni olmak üzere, ailesi dışında kimseyi düşünmezdi. Bunu onlar benden daha iyi biliyorlar aslında ama devrim için her şey mübah; adam ölmüş, parlatıp kullanmak lazım! Devrimci menkıbe yazarı, fedakâr "muhalif koyunlar" yetiştirmek için yazdığından, Murat'ı okuyucuya ideal bir "serdengeçti" olarak gösterme gayretiyle uçtukça uçmuş! Bu boku ben yemedim mi zamanında, yedim. Bile bile yalan söylemedim, ama bana iki laf söylendiyse ölmüş biri hakkında, kuşku duymadan, sorgulamadan o iki lafı süslü on iki laf yapıp yazdım. Şimdi buraya bu notu yazıyor olmam da "insan talihinin zalim imkânları"ndan (Tanpınar) olmalı.

Murat'ın devrimci olmadığını vurgulamak, arabesk bir masumiyet propagandası olarak anlaşılabilecek bir şey olduğu gibi, onun katillerinin dört duvar arasındaki silahsız bir insanı tarayarak öldürmeye sanki o insan devrimciyse hakları varmış anlamına gelebileceği için, "politik doğruculuk" açısından, bundan söz etmek istemiyordum. Ama normalde benzerlerini anlatılan benim kardeşim olduğu halde -rastladıkça- başlıklarına bakıp okumadan geçtiğim bir yazıyı okuyup kardeşimi orada tanınmaz halde görünce kendimi tutamadım; pişman değilim. Murat'ın anısı onların yeni Murat'lar tavlayabilmek için tepe tepe kullanabilecekleri "malları" değil!

Blogumda onunla ilgili sayfalar arttıkça, Murat'ın bir afiş değil, tıpkı devletin ve devrimcilerin katlettiği diğer on binlerce insan gibi, birilerinin oğlu ve kardeşi, ve de toprak altında yatan genç bir ölü olduğu görülecek. Ama önceliğimin oğullarının ölümünden sonra artık çok daha yaşlı insanlar olan annemin ve babamın hoşuna gidecek, onların gözünü dolduracak (gözüne görünecek anlamında) şeylerde olduğunu belirteyim hemen. Okuması kıt bu insanlar için Murat hakkında yazılan hangi saçmalığın onun hangi mektubuyla ya da görüş yerinde başbaşa kalabildikleri nadir zamanlarda söylediği hangi sözlerle çürütülebildiğinin bir önemi yok. Ve ayrıca zaten bu blogun konuları ve hedef kitlesi arasında, 21. yüzyılın sadece asayiş tarihinde sadece kanlı bir dipnot olmaya yazgılı "Türkiye devrimci hareketi" de bulunmuyor. Polemik meraklıları bu notla yetinip bir daha bu bloga uğramayabilirler...

*Nekrofili, ölü sevicilik demek. Ölülere tecavüz eden insan görünümlü yaratıkların sapkınlığı. Ama ben Erich Fromm'un psikiyatrist gözüyle totaliter fanatik ideolojilere bakarken kullandığı anlamıyla kullanıyorum. Yazdıklarımdan da görülebileceği gibi, onlar da ölmüşlere başka anlamda bayılıyorlar.